Orası neresi;?
Kendini fısıltı sanan bir sesin üçü
Gecenin ucu.
Üç yüz altmış beş yıllık bir dündün,
Alamadım karekökü.
Bilsen..
,bilmezdin.
Alamadın kulağa,
Veremedim göze.
Her yıllık bir gündün.
Burada değil oradayım
Bir değil matemi üfürdüm diye
Kimdi kaç gidelim fıkraları
Hiç çok hıçkıran yüzüme
Hem sevmedi hem şöyle
Lavabomu kaçırmayın
Ben öldüm…
Olsun.
Durma kaç buralarından zihnimin,
Nokta nokta diye kaç kelime
Bilmiyor hepsi harfsiz zemin
Toplaşın burası zamirlerim
Işıksız!
Sonra gözyaşı bezlerim bağıştır hep.
Nasılsa hüzünlü bir hikâyedir
Burası işte,
Geldik.
Nihan AYDIN ...*
29.9.09
labaratuar sevgisi
Aşk!
Bence korkabilirsin.
Topuklarımda suratsız kaşıntı
Dudaklarımda tabansız şarkılar
Diyor nasırlar çöplüğü.
Çeker ocakta saat,
Yitiyor.
İçsem bitiyor bacak
Öpünce mikroptan hastalığa dönüşen prens
Koloni kurma hayallerini
Vrak vrak
Biz ayrı petrilerin kanseri
Bir sofrasında alelade baca
Falan filan mono oksit temalı
Çözelti olsan ne
Çökelti olsan kaç musallat?
Gereksiz bir caz
Şunlar bunlar gereksiz
Kabul et
Gerisi pek bir lüzumsuz duşlar.
Aşk!
Bence kokuşabilirsin.
Çok hijyen…
Hücrelerimize ayrılalı sabıka
Toz kokuyor herkesin eli
Gidişte aynı yönden
Epitelyum öpücüğünden yüz metre yokuş
Koş babam koş.
Lamı cimi yok,
HCl hiçbirimizi affetmeyecek bir laboratuar canlısı
Hoş bulduk kendimize alkol,
Sanrısı gelsin kemikleri gitsin
Bol keseden kimsesizlik
Terliklerimi getirse daha istemem
Şimdi fermente keyfimiz var.
İfademi mayaladım,
Sepeti salıp biyoteknolojiyi indirdiğin için teşekkür ederim tanrım.
Nihan AYDIN ...*
Bence korkabilirsin.
Topuklarımda suratsız kaşıntı
Dudaklarımda tabansız şarkılar
Diyor nasırlar çöplüğü.
Çeker ocakta saat,
Yitiyor.
İçsem bitiyor bacak
Öpünce mikroptan hastalığa dönüşen prens
Koloni kurma hayallerini
Vrak vrak
Biz ayrı petrilerin kanseri
Bir sofrasında alelade baca
Falan filan mono oksit temalı
Çözelti olsan ne
Çökelti olsan kaç musallat?
Gereksiz bir caz
Şunlar bunlar gereksiz
Kabul et
Gerisi pek bir lüzumsuz duşlar.
Aşk!
Bence kokuşabilirsin.
Çok hijyen…
Hücrelerimize ayrılalı sabıka
Toz kokuyor herkesin eli
Gidişte aynı yönden
Epitelyum öpücüğünden yüz metre yokuş
Koş babam koş.
Lamı cimi yok,
HCl hiçbirimizi affetmeyecek bir laboratuar canlısı
Hoş bulduk kendimize alkol,
Sanrısı gelsin kemikleri gitsin
Bol keseden kimsesizlik
Terliklerimi getirse daha istemem
Şimdi fermente keyfimiz var.
İfademi mayaladım,
Sepeti salıp biyoteknolojiyi indirdiğin için teşekkür ederim tanrım.
Nihan AYDIN ...*
18.9.09
Nar Bu Dem
Fȃ i lȃ tün / fe i lȃ tün / fȃ i lün
Onla parlar sema çün derler güneş
Görse enfüs o ne ȃfȃkî ateş
Gör ki en parlağı sönmez bir güzel
Fasl-ı ışktır geçemez ser, hem ezel
Ey güzellik göze ihyȃ cȃziben
Öyle ȃmȃ dolanır ışk bilmeyen
Çeşm dolar aşk ile yağmur od misal
Nar-ı aşk meftunu gam etmez ya; kal
Zevk bu lȃl ab-ı sirişk hiç sön demem
Şevkle ol bende yürek, nar bu dem
Ah yürekten dökülen yangın nefes
Dol bulut eşk düşüren rüzgarla es
Sen ki cȃnȃ, safadır dem ah nevȃ
Böyle elhan içe ilham hoş sedȃ
Ey güzellik sana sermest tüm zaman
Öyle tutkun dönüyor mestten cihan
Yok ki akvȃ sana ey vermez beden
Hem demir taş da gelir dil; aşk neden
Hȃr keser bȃdiye ol mecnun bu can
Mest eder bȃde-i aşk kalmaz nihan
Nihan AYDIN…*
27.8.09
Çöl ve Çember / Çöl Denemeleri 14
Çöl Denemeleri No: 14
ÇÖL ve ÇEMBER: Tekrarların Israrlarına Kulak Ver
Gözlerini söktüğün kambur gökyüzünün cilasına yaslandı bütün eklemler ve yıldızların üstüne su serpip söndürdü avuçlarına dökülen ter.
Kıymıklarına batan çizgilere dolan yoldu bütün izler, kenarları çentik kollar bulvarında yüzleri çürümüş bir kaç gölgenin diline sus'tu darbesiyle gözü kara hançer.
Deliler!
İs gibi dudaklarına gecenin yangın çalan fettan dilber,
dans eden alevin bileklerinde ziller,
kıvrılıp avuçlarında kırılan zar esvaplı kumarbaz yürekli gam keder,
parmakların hesabını tuttuğu çetelesine heybesini asmış ciğeri beş para etmeyen ince bir hastalığın nufuzuna geçirdiği bitirim dişler,
habis dedikoduların can çatlatan nazarında kör bir usturanın sırtını topuklarına bileyler
sızdığı kanın içinde arsızca savrulan afyonun ta kendisi olmuş dansöz raks eyler.
Tekrarların ısrarlarına kulak ver!
Döndü durdu çember.
Hız sarhoş eder diyen bir yelin yelesine gizlenmiş fırtınanın içinden,
geçince feleğin geometrik geçmişinden, rivayetine kurban arayan bir kum saatinin ters düz hayallerinden
sarsıldıkça silkelendi, silkelendikçe ufalandı, ufalandıkça çoğaldı, çoğaldıkça zerrelendi
ve serpti tanelerini
ÇÖL!
Teninden ateşini ağlayan göğün ışık kavgasından göçebe
gündüzün ağzından düşürmediği tövbesi karanlık
dolaştı adımların serkeş ezdiği geze-genleri
elleri tutmayan yağmurların taaruz talimleri
es geçmedi kumların cerehatine talipliği.
Yitti cereyanı, kustu gürültülü gri öfkeler
lisanlarını tüketmiş seslerin takibine indirgenmedi reaksiyonları radyoktif nöbetler.
Saklandı serçe yürekleri titrek tüylerinin altındaki damarlarına
ve kalp denen ancak barınırdı çocuk dünyaların karaladığı; boyasını bozduğu pürüzlü duvarlarda.
Çölün kuytuları dalgalandı meraklı fısıltılarla,
safça bir umutla yokladığı teninde kene gibi sinsi bir düşman
diken gibi aşikar bir dost aranıyordu.
Sihirbaz,
kapalı gözlerini, koynunda uyuduğu dansöze bile çaktırmadan aralayıp çölü kolaçan etti.
Saçlarının diplerine dolan zerreler bile fark etmedi.
Şapka kıstığı gözleri ve içinden çoktan uçurduğu serçeleriyle, ilüzyonuna devam etti uyurmuş gibi.
Gözlerini taktığın dik kayaların pürüzünden ayrıldı hiçbir boşluk ve güneşin altına ateş serpip kanattı topuklarından toplanan kurum.
Düzlüğünü atan zik zaklarla boşalan yolsuzluk; hiçbir iz yok, köşeleri kayagan bacaklar çıkmazında suretleri taze çoğu ışığın diline ses'ti uzaklığıyla korkak dikişler.
Alimler!
Her şey tekrar eder.
İlüzyon perdesini kaldır yeter.
.
.
.
ÇÖL ve ÇEMBER: Tekrarların Israrlarına Kulak Ver
Gözlerini söktüğün kambur gökyüzünün cilasına yaslandı bütün eklemler ve yıldızların üstüne su serpip söndürdü avuçlarına dökülen ter.
Kıymıklarına batan çizgilere dolan yoldu bütün izler, kenarları çentik kollar bulvarında yüzleri çürümüş bir kaç gölgenin diline sus'tu darbesiyle gözü kara hançer.
Deliler!
İs gibi dudaklarına gecenin yangın çalan fettan dilber,
dans eden alevin bileklerinde ziller,
kıvrılıp avuçlarında kırılan zar esvaplı kumarbaz yürekli gam keder,
parmakların hesabını tuttuğu çetelesine heybesini asmış ciğeri beş para etmeyen ince bir hastalığın nufuzuna geçirdiği bitirim dişler,
habis dedikoduların can çatlatan nazarında kör bir usturanın sırtını topuklarına bileyler
sızdığı kanın içinde arsızca savrulan afyonun ta kendisi olmuş dansöz raks eyler.
Tekrarların ısrarlarına kulak ver!
Döndü durdu çember.
Hız sarhoş eder diyen bir yelin yelesine gizlenmiş fırtınanın içinden,
geçince feleğin geometrik geçmişinden, rivayetine kurban arayan bir kum saatinin ters düz hayallerinden
sarsıldıkça silkelendi, silkelendikçe ufalandı, ufalandıkça çoğaldı, çoğaldıkça zerrelendi
ve serpti tanelerini
ÇÖL!
Teninden ateşini ağlayan göğün ışık kavgasından göçebe
gündüzün ağzından düşürmediği tövbesi karanlık
dolaştı adımların serkeş ezdiği geze-genleri
elleri tutmayan yağmurların taaruz talimleri
es geçmedi kumların cerehatine talipliği.
Yitti cereyanı, kustu gürültülü gri öfkeler
lisanlarını tüketmiş seslerin takibine indirgenmedi reaksiyonları radyoktif nöbetler.
Saklandı serçe yürekleri titrek tüylerinin altındaki damarlarına
ve kalp denen ancak barınırdı çocuk dünyaların karaladığı; boyasını bozduğu pürüzlü duvarlarda.
Çölün kuytuları dalgalandı meraklı fısıltılarla,
safça bir umutla yokladığı teninde kene gibi sinsi bir düşman
diken gibi aşikar bir dost aranıyordu.
Sihirbaz,
kapalı gözlerini, koynunda uyuduğu dansöze bile çaktırmadan aralayıp çölü kolaçan etti.
Saçlarının diplerine dolan zerreler bile fark etmedi.
Şapka kıstığı gözleri ve içinden çoktan uçurduğu serçeleriyle, ilüzyonuna devam etti uyurmuş gibi.
Gözlerini taktığın dik kayaların pürüzünden ayrıldı hiçbir boşluk ve güneşin altına ateş serpip kanattı topuklarından toplanan kurum.
Düzlüğünü atan zik zaklarla boşalan yolsuzluk; hiçbir iz yok, köşeleri kayagan bacaklar çıkmazında suretleri taze çoğu ışığın diline ses'ti uzaklığıyla korkak dikişler.
Alimler!
Her şey tekrar eder.
İlüzyon perdesini kaldır yeter.
.
.
.
Durdu döndü çember.
13.08.2009
Nihan AYDIN ...*
Çöl ve Şair / Çöl Denemeleri 13
ÇÖL ve ŞAİR: diyalogda logaritma
İlüzyon parçalarına dağıldı,
tabiatıydı
serap da diyebilirlerdi ona belki,
şarap demek de akıllıcaydı;
çölün zerrelerine karıştı.
Hareketlendi taneler,
ince,
temastan korkar gibi temkinli
çölün teninde gezindiler.
Karşı karşıya geldiler. Bir savaşın şafağıydı zaman.
Günün en güzel renklerini kaçırıyoruz diyordu şair, sesi yankılanıyordu güneşe çarpıp.
Sihirbaz, seni neden özlüyorum dedi; seni nedense özlüyorum..
Şair- Çöl seviyor beni. Çöl sever kelimelerin ritmini. Çöl için şiirden daha başka ne elden gelir ki?
Sihirbaz- Bizi bu şafak vaktinde karşı karşıya getiren sihri yok sayma. Şafak sana göre yangındır, bana göre kan. Bu kavgada bir hesap kesilecek. Ne bir intikam ne bir bedel. Bir hesap sadece.
Şair- Benim uğruna savaştığım şey senin ulaşamayacağın her şeydir. Seni karşıma dikense esaretinden başka bir şey değil.
Sihirbaz- Yüzündeki alaycı gülümseme ahmaklığının aynası olurdu sana, eğer kendine bir kez bile bakmayı becerebilseydin. İstediğim şey canın değil, acın! Ve bunu elde etmesi zor değildir bilirim.
Şair- Geçmişimizin bize biçtiği renklere o halde! Tarih bizi boyamış bir kere.. Peki hangimiz kara şövalyeyiz hangimiz aydınlığa bürünen iyiliğiz?
Sihirbaz- Şerefine yaşanması gerekenler! Elimde bir kadehim olsaydı seyyar hayatlarımıza kaldırırdım şu anda. İyiler,,miş. İyi ve kötü nerede?
Şair- Çanlar çalıyor duyuyor musun? Bana düştü bu şanslı müjde. Bir çağın tepesindeyiz.
Sihirbaz- Her melodi sonunda kendini suskunluğa terk ediyor.
Şair- Peki ya için? Niçin bu gün böylesin?
Sihirbaz- Zaman parmaklarımın arasından düştüğünde, küçüktün. Dengesizliğin dengesini aramakla meşguldü hayat ve çok kayagandı. Öğreneceklerimiz vardı..
Şair- ..ki hala var. Gördüm, burayı inşa edişini gördüm. Gözlerinin evinden tek tek kum taneleri düşürüşünü, kumların içine bata çıka yürüyüşünü ve bir varmış bir yokmuş olan düşünü.. Şahit oldum, sessizliğinin kelimelerine. Küskünsün, çünkü seni ben..
Sihirbaz- Yanılıyorsun. Tutunamadık gecenin yüzüne.
Şair- Hiçbir yerin tarifine uygun düşmeyen harita, çöller için hazırlanmıştı, hazırlıklı mıydık peki?
Sihirbaz- Evrilmeden önce mi devrildin, yoksa evriminin getirdiği gelişmeyi mi taşımayı beceremedin?
Şair- Nedense seni özlüyorum.., neden özlüyorum...
Sihirbaz- Çöl seviyor beni. Çöl sever yüreğin ritmini.. İşte sihir..
Gökyüzündeki evinden boşandı bir buzdan kristal, sadece çölü görmek için.
İlüzyon parçalarına dağıldı,
tabiatıydı
serap da diyebilirlerdi ona belki,
şarap demek de akıllıcaydı;
çölün zerrelerine karıştı.
Hareketlendi taneler,
ince,
temastan korkar gibi temkinli
çölün teninde gezindiler.
Karşı karşıya geldiler. Bir savaşın şafağıydı zaman.
Günün en güzel renklerini kaçırıyoruz diyordu şair, sesi yankılanıyordu güneşe çarpıp.
Sihirbaz, seni neden özlüyorum dedi; seni nedense özlüyorum..
Şair- Çöl seviyor beni. Çöl sever kelimelerin ritmini. Çöl için şiirden daha başka ne elden gelir ki?
Sihirbaz- Bizi bu şafak vaktinde karşı karşıya getiren sihri yok sayma. Şafak sana göre yangındır, bana göre kan. Bu kavgada bir hesap kesilecek. Ne bir intikam ne bir bedel. Bir hesap sadece.
Şair- Benim uğruna savaştığım şey senin ulaşamayacağın her şeydir. Seni karşıma dikense esaretinden başka bir şey değil.
Sihirbaz- Yüzündeki alaycı gülümseme ahmaklığının aynası olurdu sana, eğer kendine bir kez bile bakmayı becerebilseydin. İstediğim şey canın değil, acın! Ve bunu elde etmesi zor değildir bilirim.
Şair- Geçmişimizin bize biçtiği renklere o halde! Tarih bizi boyamış bir kere.. Peki hangimiz kara şövalyeyiz hangimiz aydınlığa bürünen iyiliğiz?
Sihirbaz- Şerefine yaşanması gerekenler! Elimde bir kadehim olsaydı seyyar hayatlarımıza kaldırırdım şu anda. İyiler,,miş. İyi ve kötü nerede?
Şair- Çanlar çalıyor duyuyor musun? Bana düştü bu şanslı müjde. Bir çağın tepesindeyiz.
Sihirbaz- Her melodi sonunda kendini suskunluğa terk ediyor.
Şair- Peki ya için? Niçin bu gün böylesin?
Sihirbaz- Zaman parmaklarımın arasından düştüğünde, küçüktün. Dengesizliğin dengesini aramakla meşguldü hayat ve çok kayagandı. Öğreneceklerimiz vardı..
Şair- ..ki hala var. Gördüm, burayı inşa edişini gördüm. Gözlerinin evinden tek tek kum taneleri düşürüşünü, kumların içine bata çıka yürüyüşünü ve bir varmış bir yokmuş olan düşünü.. Şahit oldum, sessizliğinin kelimelerine. Küskünsün, çünkü seni ben..
Sihirbaz- Yanılıyorsun. Tutunamadık gecenin yüzüne.
Şair- Hiçbir yerin tarifine uygun düşmeyen harita, çöller için hazırlanmıştı, hazırlıklı mıydık peki?
Sihirbaz- Evrilmeden önce mi devrildin, yoksa evriminin getirdiği gelişmeyi mi taşımayı beceremedin?
Şair- Nedense seni özlüyorum.., neden özlüyorum...
Sihirbaz- Çöl seviyor beni. Çöl sever yüreğin ritmini.. İşte sihir..
Gökyüzündeki evinden boşandı bir buzdan kristal, sadece çölü görmek için.
12.12.2008
Nihan AYDIN ...*
Çöl ve Su / Çöl Denemeleri 12
Hecelere bürün!
…ve kendini görecek bakışlarının derininde,
gökyüzün.
Sema,
döndü... döndü… döndü.
Rüzgar, o gece gökyüzünden topladığı tüm düşleri dünyanın üstüne serpti. Bilinmezdi düşlerin geceye söyleyecekleri. Ne de olsa gaybın ve dehrin ufkunu kavrayamayacak kadar küçüktü gecenin ve düşlerin elleri.
Dokundu sadece,
dokundu sadece bilmecenin çöl yanığı tenine.
Hikayelerin düğümlendiği yerlerde birisi çıkar. Bu kişi düğümü zorlar; bazen gevşetir, bazen sıkar.
Avuçlarında çöl sızısı olan bir gece,
avuçlarında çöl acısı olan bir düş
doldu sihirbazın benliğine.
Gece,
yıldızların bütün köşelerinden kavradı çölü.
Fısıltılar sindikleri kuytularda dinmedi
ve inledi tanelerin inşa ettiği kristal parmaklıkların her biri.
Böylece sihirbaz yüreğinin kafesine sığındı,
parmaklıklarda yangınlar bıraktı,
bağırdı:
“Varlığım yokluğunla ufalandı,
dikiş yerlerinden çekmekte hayatımın her bir satırı.
Ey su!
Durul!”
Kervanlar geçti bu çölden,
kavimler göçtü.
Kaç derviş içinde suya yanıp,
aşk ateşiyle öldü.
Rüzgar, dünyanın kulağına bir masal fısıldıyordu; yaşamak zaten bir masala ait olmaktı.
Sihirbaz, ardına baktı.
Peşi sıra yüreğinin kafesinin daha da derinine yürüdü.
Yeşil örtülü masanın üstündeki kırık aynayı eline aldı.
Ve gökyüzü kendini
sihirbazın bakışlarında tanıdı
serbest kaldı tüm yıldızlar.
Sonra gece devam etti yoluna..
Bir gümüş tef; dolu beklerken gökte ay
ve nefesler nefislerden süzülen ney’ ken
başladı çölde semalar.
Sema,
…ve kendini görecek bakışlarının derininde,
gökyüzün.
Sema,
döndü... döndü… döndü.
Rüzgar, o gece gökyüzünden topladığı tüm düşleri dünyanın üstüne serpti. Bilinmezdi düşlerin geceye söyleyecekleri. Ne de olsa gaybın ve dehrin ufkunu kavrayamayacak kadar küçüktü gecenin ve düşlerin elleri.
Dokundu sadece,
dokundu sadece bilmecenin çöl yanığı tenine.
Hikayelerin düğümlendiği yerlerde birisi çıkar. Bu kişi düğümü zorlar; bazen gevşetir, bazen sıkar.
Avuçlarında çöl sızısı olan bir gece,
avuçlarında çöl acısı olan bir düş
doldu sihirbazın benliğine.
Gece,
yıldızların bütün köşelerinden kavradı çölü.
Fısıltılar sindikleri kuytularda dinmedi
ve inledi tanelerin inşa ettiği kristal parmaklıkların her biri.
Böylece sihirbaz yüreğinin kafesine sığındı,
parmaklıklarda yangınlar bıraktı,
bağırdı:
“Varlığım yokluğunla ufalandı,
dikiş yerlerinden çekmekte hayatımın her bir satırı.
Ey su!
Durul!”
Kervanlar geçti bu çölden,
kavimler göçtü.
Kaç derviş içinde suya yanıp,
aşk ateşiyle öldü.
Rüzgar, dünyanın kulağına bir masal fısıldıyordu; yaşamak zaten bir masala ait olmaktı.
Sihirbaz, ardına baktı.
Peşi sıra yüreğinin kafesinin daha da derinine yürüdü.
Yeşil örtülü masanın üstündeki kırık aynayı eline aldı.
Ve gökyüzü kendini
sihirbazın bakışlarında tanıdı
serbest kaldı tüm yıldızlar.
Sonra gece devam etti yoluna..
Bir gümüş tef; dolu beklerken gökte ay
ve nefesler nefislerden süzülen ney’ ken
başladı çölde semalar.
Sema,
Döndü.. döndü.. döndü..
13.09.2008
Nihan AYDIN ... *
Küçük Bir Yıldız Konuşmasıdır
Küçük bir yıldız konuşmasıdır bu. Ay nasıl da güzel bir yıldız olurdu terk edilmeseydi, fakat hep bilindiği gibi, aynı ve yuvarlak.
Yüz yok sana bu gece.
Bu benim kadife bir kutuda sunulmuş sadakatsizliğimdir, eğil, ışığını dök ve kabul et.
Sonra parlak bir yıldız, işte çoğu kez seç beğen al coğrafyasından vaftiz etmeye değer bulunan. Sen benimsin bebeğim, sen: ben.
Değil bu sefer, değil!
Hani anlamsız bir surata, bulmuş bir kafayla söylediğim; işte budur bizim göğümüz, ben onu evlat edindim, ben onu gasp ettim, ben onu hektar hektar; gümüş civa haneme geçirdim, gülelim;
değil!
Sen de git. Cennetimden afaroz edildin!
Silik bir nokta buldum. Gel buraya. Seninle konuşacağız. Yarın seni kaybedeceğim. Sen en ölümlüsü seçtiklerimin.
Ama ne mucize.
Bu kadar yokken varlığın.
Sen varsan o da var.
Geceyi böyle sessiz sevmemiştim, önce.
İşte bu sessizliğin içine ne atsan alır. Bu sessizlik öyle. Yığınlarca moloz, enkaz, ölü, canlı; hepsi!
Kimsenin seni hatırlaması yetmez, kimse fark etmeyecektir ne güzel. Yoksun desem öyle sahici, öyle gerçek.
İnadını gördüm, blöf yok.
Sen inat ettiğin için yaşıyorsan, ben inanırım.
Hadi birlikte benim dileğimi tutalım, göz kırpalım.
...
Ruj şekerli gözyaşı içimden geçmişti oldu ayakkabı ve iki kişilik komplo beyaz çiçek travmatik şarkı kafamda çalıyor topukların tanrıçası kızıl çingene ateş dansı ritim flaş kahkaha cadılık kariyeri kötüyüm ben şarkısı ve ciiiiiiiiii çocuklar bunu bir siz bir de benden öte benden ziyade köyün delisi çocukların partisi izleyin durmayın gözlerimle değil zerrelerimle: görüyorum!
...
Evet seçilemeyen yıldız, bir programın daha sonuna geldik, seninle o balkonda oturduk, sarıldık, kadehimize soğuk ve keskin bir ışık doldurup yudumladık.
Geleceğin geçmişini anımsadık,
ki o bile gelmemişti henüz.
Sessizcesine sessizdi.
Yüz yok sana bu gece.
Bu benim kadife bir kutuda sunulmuş sadakatsizliğimdir, eğil, ışığını dök ve kabul et.
Sonra parlak bir yıldız, işte çoğu kez seç beğen al coğrafyasından vaftiz etmeye değer bulunan. Sen benimsin bebeğim, sen: ben.
Değil bu sefer, değil!
Hani anlamsız bir surata, bulmuş bir kafayla söylediğim; işte budur bizim göğümüz, ben onu evlat edindim, ben onu gasp ettim, ben onu hektar hektar; gümüş civa haneme geçirdim, gülelim;
değil!
Sen de git. Cennetimden afaroz edildin!
Silik bir nokta buldum. Gel buraya. Seninle konuşacağız. Yarın seni kaybedeceğim. Sen en ölümlüsü seçtiklerimin.
Ama ne mucize.
Bu kadar yokken varlığın.
Sen varsan o da var.
Geceyi böyle sessiz sevmemiştim, önce.
İşte bu sessizliğin içine ne atsan alır. Bu sessizlik öyle. Yığınlarca moloz, enkaz, ölü, canlı; hepsi!
Kimsenin seni hatırlaması yetmez, kimse fark etmeyecektir ne güzel. Yoksun desem öyle sahici, öyle gerçek.
İnadını gördüm, blöf yok.
Sen inat ettiğin için yaşıyorsan, ben inanırım.
Hadi birlikte benim dileğimi tutalım, göz kırpalım.
...
Ruj şekerli gözyaşı içimden geçmişti oldu ayakkabı ve iki kişilik komplo beyaz çiçek travmatik şarkı kafamda çalıyor topukların tanrıçası kızıl çingene ateş dansı ritim flaş kahkaha cadılık kariyeri kötüyüm ben şarkısı ve ciiiiiiiiii çocuklar bunu bir siz bir de benden öte benden ziyade köyün delisi çocukların partisi izleyin durmayın gözlerimle değil zerrelerimle: görüyorum!
...
Evet seçilemeyen yıldız, bir programın daha sonuna geldik, seninle o balkonda oturduk, sarıldık, kadehimize soğuk ve keskin bir ışık doldurup yudumladık.
Geleceğin geçmişini anımsadık,
ki o bile gelmemişti henüz.
Sessizcesine sessizdi.
10.08.2009
Nihan AYDIN ...*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
