28.3.09

domatesin integrali

Sevmek, niçin?
Güzel şeylerden bahis açmalı 
Masada ne varsa kazananın diyorlar
Misal saksıda yetişeceksin  
Ruj değer leke, alerjik pembe 
Losyon da öyle, öpüşelim
Yok mu arttıran hanımlar beyler?
Gereklilik kipi gübrelenen gelişim şeysi
Hırslarla karton, eğil oynuyorlar!  
Bildiğim bir düş değil…
Geçim zor, benimle kavga et!
Sen bilir misin “n’olur aşk” nedir?
Bitkisel hayatın bir türevi
Hormonlu domatesin integrali
Estetikli güzelin memesi
Bahar budur ufukta polen
Galileo fena halde yanlış konuşuyor
Düpedüz düpedüzdük ayık kafayla
Önce bilmem nesi göründü sonra duman
Öyleyse yak daha bir akciğer
Biraz bacadan konuşalım arabesk filan
Mevsim hormonsal koma ustası
Çok beygir gücünde otomasyona uğratıldı
Bu şiirde küfür etmeyecektim
Hadi biraz, hadi biraz daha..
Reklam kuşağında tadından yenmez anlarında
Bir bütüne hitabım yok
Üst solunum yollarından hastayım sana
Nezleden sen istikametine devam etmekte
Mevsim serotonin hapşırığın 
Ve sayın kalmakta yolcusuyum anlaman gerek
Kaldırımların kaldıramadığı adımı attım
Ayaklandım 

Sevmek, hiç için?

Nihan AYDIN ...*

19.3.09

La Cucaracha ile Dilencinin Tiradı

Kim ne derse desin,
Acıyı ve seviyorduk şiddeti.
Solunumla organizma devamı..
Darmadağın çanlar değil
Sindirim bizim için.
Çarklar çalıyordu korkmayın siz diye.
Müzik her yerde, soygun her yerde
Madem soyunun bilmeliyim.
Gerçek revaçtaki reklâmlar
Sus payım nerede teşhir?
Af buyur, söylemelisin.
Kopkoyu görüyordum çok,
Kanı ve seviyorduk dövüşü.
Tutunmuş parlak sinekleri yumrukların
Mütemadiyen bitleniyorduk.
Kamaşarak kör olmuş parazitler...
Yayın!
Şeylerden bahsedeceğim pis.
Kutsadığı piçlerin ekşi,
Bu surattan eş anlamlı teneşir
Çürük aramışlar kokulardan düş.
Dişlerim dökülüyor çocuklar
Ki düşlerim de diyebilirdim.
Dilenciyim çok yaşlı bir saprofit
Tek “ş” çengelinde matemleri ezmiş
Gözlerimi yemeyin.
-Gidelim La Cucaracha, var seçeceğim;
Teknoloji yetiyor benim minik böceğim.
Kirpiler limitsiz ofisleşiyor, leş’iyor, eşiyor.
Cildimi besle,
Çok kimsesiz az kimseli bir kimseyim.
Çift-leş-iyor, eş’iyor, yor estetik evrenleri
Ve harikası kozmetiğin şizofreni dünyalar…
Uzay hukuku!
Hak var hukuk var.
Sonra elma var, armut var; hepsinden var,
Ne arzu ederseniz…
Sonsuz bir kesişmece
Sonsuz bir düzüşmece
Derhal inkar etmesin kimse
İşliyor makineleşen bünyeler,
Beygir aritmetiği sağlamdır otomasyon.
Sonsuz bir keşiş indirecek,
Susarsanız ne hoş
Bebek kokusu ayetler
Kusursuz bir istasyon…
Cennetin Powerpoint sunumunu
Keşişle çift tıklayıp indirebilir,
Hadi ne duruyorsunuz
Şimdi beni taşlayabilirsiniz!


Nihan AYDIN ...*

Kafa Kitabı: Yolculuk

Yol hikayesi, yine gibi ve vs özetle. Işıklarla barışık kalmayı becerebildim ve çok da söndürdüm.Kafamın kitabı bunlar, fakat bu sefer naklen benzeri bir şey, ya da değil. Bilmiyorum. Hani nerede o bulutlar, beş altı gün öncesinin bulutlarını istiyorum geri. Mümkün mü? Karanlık bitimsiz sevdiğim. Hep olmayacak şeyleri isteyen yanım. Belli ki kürenize ait değilim. Burda işler çok farklı dönüyor, buraya benim bile ulaşmam mümkün değil bazen. Burası bir garip, burası kendini böyle tanımlıyor.Bir şarkı kaç milyon defa dinlenebilir? Ne güzel sayfalarını çeviriyordum geçen. Geçen'in çevirişlerini istiyorum geri. Mümkün mü?Devamlı gitmeliyim, devamlı gereklilik kipi istemem. Devamlı gitmek isteği. Şu ışıklardan biri olabilme ihtimali. Islak işte her yan. Ben çok ağladım, ama bunu itiraf etmem. Ben bile bilmiyorum çünkü. Hiç damla. Koşmayı çok sevebildim sonunda. Her şey; "acelemiz var", hem de her şey. Geçmişi alırsak geri. Geleceği kim uydurdu. Ve realisttir şimdi. Nasıl anlaşırız bilmem, karıştırarak belki hepsini. Ne çok kullandığım edatlarla, şöyle gibi'li kadar' lı bir şeyler ve bir kaç belirsiz zamir sıfat, ama en çok da rağmen. Bileti elime kim tutuşturdu? Salon durmadan salon, salon durmasın. Korkuyorum, ama bunu itiraf etmem. Belki bir zaman daha farklı olur ve belki bilinmez zamanımızdır o bizim. Herşey çocuklar için. Her şey gençler için. Üç yüz yaşındayım, hiç büyümedim. Ne kadarı kazançtı? Ne kadarını isteyebilirim geri, ne kadarı güzeldi? Ne kadarı güzel değilse bile özlendi? Yine yağmur., bu sene hep onlar suçlu. Bu sene onları vaftiz keçisi ilan ettim. Hepsini bağışlayacağım. Önce kemiklerime kadar rutubetlenmeliyim. Yine kip. İçimdeki çelişik. İçimdeki diktacı. Ben hiç dinlemedim onu. Diğerlerini de dinlemedim.Hep bir isyancı, hep bir asi. Dedim ya en çok da "rağmen" kendime hobi edindiğimdi. Eğlenimlik rağmenler. Ne kadar çok zorlarsan o kadar oyundu. Ne geçti elime? İyice sesszileştim. İç renkleri gördüğümen beri, çok daha kaçar oldum. İç renkler çok kirli onların dünyasında. Ben onları anlamayı hep bildiğimi sandım ya belli ki beceremedim. Buna inanamazdım, buna inanarak yaşayabilirlerden değildim. Başımı ellerimin arasına alıyorum ve olmayan bir ağrıyı geçiriyorum. Olmayanların dünyasına hoş geldiniz. Hani bazısı da soruyor şöyle mi diye? Bilmem, öyle mi? Çok sesli konçertolarla sessizliklerim. Taş devrinde çok gevezeydim. Sonra cilalı dönemde kelebeklerle tanıştım, ama çekirgelerle daha fazla vakit geçirdim. Çok büyüdük sandığımız bir dönemdi, her şey streç ve çilekliydi. Ardından çok küçüklük özlenen bir kaç asır. Bu çok neşeliydi, ilk çağ gibi bir şey. Orta çağda, minimalist bir yaklaşımla prensip sahibiydik idealist olmaksızın. Sonra bir kısım idealler. Bir fetihle yeni bir çağ gördüm, çok gördüm. En fazla vs ve vs'ler. Sonrasında yakın bir çağ, samimi bir çağ. İnanılmaması gerek bir çağ. Sonra da kayboldum.Zaman makinesi icat edileli çok olmadı. İyi günler.

18.o3.o9
o4:oo
Nihan AYDIN ...*

27.2.09

Kusurlu BoŞLuKtA Kusursuz İzLeR

Parçalanmış dönemler kıskacı.
Hepsi de geçmişinden boşanmış, geleceğe imansız...
Sadece ve sadece şimdiyi var edebilme kaygısında cambaz.

"Şimdi"
ne kadar da uçucu bir sıvı.
Ciğerlerle anlık teması ve keskindir kokusu..
Oje gibi renkli, ancak aseton kaderinde dağılgan ve dağıtgan.

"Şimdi"
geçmişin sırtına basacak kadar hırslı
geleceğin ardına saklanacak kadar korkak.

"Şimdi"
bir varmış bir yokmuşculuk oynayan..

Antibiyotik dönemlere parçalanmış anılar.
Her sarsıntının ardından; çokça kelime enfeksiyonuna uğramış faranjit bir boğaz yangını, çürümeye yüz tutmuş bir dişin dolgu bahanesi ardına saklanan uyuşmak ihtiyacı.
Ülserli düşünceler arasında kendini sindirmeye ramak kalmış bir kafa.
Ruhun üstünde seyri izlenebilir pembe alerjik lekeler;
tozlanmış iç raflar infaz edilebilir.
İçine atlayarak intihar eden düşler.
Sigara belki bırakılabilir, ancak çikolataya başlanılmayacağı ne garantidir?
Sonsuz serotonin ihtiyacı..
Herşeye sövülebilir.

ve bir ihtimal daha vardır ki o da ölmek
değildir.

Basittir..

Gülümseyişli dönemlere parçalanmış anılar.
Eğlence tanrısının kahkaha kulları..
Hissedebilmek sanatının duyarlı ve doğurgan tarafı.
Vaftiz edilmiş hisler.
Gamzeli kalyonlarda muzip dudak kıvrımı.
Nazikçe mimikleri giydiren tepki.
Yalancılık payını hesap cüzdanına geçirmese de olur,
riya zebanileri zaten yeterince zenginler.
Fakir ama gururlu bir gençtir ne de olsa neşe..
Ama ne farkeder ki?
Gülümseyişli dönemlere bütünlenecektir ne de olsa bütün anılar.
Anlamı olması gereklilik kiplerinden muaf;
zira anlamsızlıklara da gülünebilir.

Fiillerle sadece uzaktan kumanda kadar bağlantılı;
gülümsersin
ve hayat abarttığın kadar güzel olur..




Kusurlu boşlukta kusursuz izler.. 


Sevgili günlüğüm;

denenmiş ödevimin ithafı sana olsun istedim.

Nihan AYDIN ...*

22.2.09

kapkaranlık bir yıldızda yoğuşma

Her şeyin çift yaratıldığı düzlemimde elbette ki eşsiz değildin.
Çabuk serpildin, telaşlı erişkinlikti sonunu duruşmadan hazırlayan
Acele devşirilişin. Ansız işaretle bayrağım seçildin.
Eksiktin. Hem de
Galeyana gelen isyanın haritasında sayılabilecek eksik.
Devrik bir düzenin heykeltıraşına alelade fakat müşkülpesent esin,
kendini peygamber sanan yeniktin.
Sanrının mitoz bölünmelere şahitliğindeki illüzyonda kesiktin..
Ne kadar yaşarsan bölünüyordun yazık, 
kanama..
Şimdi kapkaranlık bir yıldızda yolunu bulamayan yoğuşma
Değin! Ben olsam bilirdim.
Mecaz duşlar yıkıyor, tertemiz fayanslar öyle gerçekçi oyun 
Anlamazdım ya, riyanın küçük insanları simültane tercüme
Gülüyorum keşfedişin bu çokça kirlenen yosunlu tarihine
Islak. Bitap düşüldü musibet akıllardan.
Ben buyum’ müdahalesinde tıbbın geldiği son nokta çok açık
Cerahat içinde seçilebilir her sıfat sanat kusuyor Latince
Ne kadar tanıksam parçalanıyordum artık
Moleküllerimin her birinin adına düzenlenen ayrı alfabesi
ruhumun imar izinleriyle yağmalanan her metre karesi..
Anlatmaya direniyordum, inşaya direniyordum 
ve direnişten muaftı müfredatlar, zemin etüdünden kırık.
İşte şu ayaklarıma serilen asfalt kadar ayan beyan
Yıkıyor duvarlarını musluk, tuşa geldi komple ritim acıklı
Düpedüz dezenfekte; eni konu üstüne konuşulmuş, pak
Sesler çalgısını almadan ellerini geçiriyor eldivenlerine
Uğurlayışlar neticede parmaklarla ilintilidir.
Basbayağı bir harp bu dile geliş, basbayağı hak!
Buruşma diyorum beyler, 
ısrarla bütün hijyenin sırtında saprofit bir kokuşma.
İcabında bir dakika saygı duruşu
Şen bir duruş eşliğinde fon bir müzik görüntülü hanımlar
Topu topu üç günlük doğa, irikıyım ışıltı
boğuşma ütünün otorite sağlayamadığı bütün eski kumaşlarda.



Nihan AYDIN ...*

18.2.09

Gözü Görmez Düğüm

Ah bir şeylerin kıskacı bu, bir şeylerin..
Asitli kar özlemek gibi de sebepsiz
Yinede ne huysuz bir gitme deyiş
Kollarımızı bırakıp atmalılar, terk etmeliler kollarımızı
bağlarımıza ağlayalım, sevmiyorlar bizi sevmeyecekler
çok sevilmezli bir yanı var diye bu bağbozumunun
bütün üzümleri yakıp şıra yapalım.
Cirosu yüksek edebi düşük küçük riyalar..
İç seslerinizi durulayınız, net çekiyor kanallar
Şaşırmayınız, uyduların oyunbozanı ilanı
duyulur hacimle bağırıyor yazık, kötücül ve masallar.
Kulaklarından tutup çekiyor gökyüzünü, 
Büzülür yüzünde kuşlar, yaramaz çocuk unut!
Kancalarla vicdani aortumuz, küsmenin zamanı gelmedi mi?
Usanmaz taşır aklında kara tahtasını, çok çizmiş
Milyonlarca güzide çarpı
Hem de öyle çok..
Kurdelelerimizi artık çözüp saflarımızı terk etmeli.
Rahat bırakmıyorlar ki şöyle bir gönül rahatlığıyla..
Gönül rahatlığı ender rastlanan bir tür olup çıktı sonunda.
Şimdi sürtük bir huzur, orda burada ses tutmayı sıkı bilen
Parmak uçlarından boşanmalı acele karar
Çok eşlilikle yargılanan parlak gülümseyişler
Süreçler patinajdan anlar tek
Toplamakla bulaşır yamalı suretler
Kelimelerden sadece sızıyor sıvı, 
satırlar düşüyor
hep bir keskin koku, nasıl ama aseton belki alkol
hep kandırmaca gözü görmez düğüm
duyuyorum, süzüyorum ve çözüyorum her kılcalımla
dümdüz sadakat bu, dümdüz şeytanın işi
onların kurma mekanizması vardı saat bazında
ayarı verdin mi gülerlerdi
ayarı verdin mi ağlarlardı
yarım yamalak işte, ne eksiği var ne önemi...
hiç benzeyemedik, tarih yumruk atmayı bilmiyor
bizi benzetemedi.
Pembe cinayetler.. İleri geri
Kaldıysa ne öteye
Anlatsa sokağın piçi
Anlayamayacak dünya niye?
Normali bozuk işte duruyor mercek
Nasıl da daraltıyor, nasıl da dağıtıyor
Kırdığı astigmat tutkuyla kırmızı gerçek
Anıların fazla geliyor 
Fazlasıyla bu ihanet
bir kısmını makineye at yıkansın 
çünkü istemiyorum.
Saldırıyor gözleri her yalan 

ne hüzünlü dehşet...

Nihan AYDIN ...*

12.2.09

Bej Esaret

Gül! Güzel oluyorsun...
Bir ihtimal bunu özleyebilirim.
İzin verdim dişimde ufak ağrı olabilirsin.
Hani biraz vakum
Hani biraz alkollü pamuk
Hadi kanıma karışabilirsin.
Saatlerin ipini çözünce keyifle infaz diyordum
boşuna demem..
İşte bunun için ölebilirim ve gülden dantel örülmüş 
beyazın bir adım ötesine geçiş
ağaç daralır hikayeler gibi, sonra keşif kurtlar
sehpanın dirseklerini kemiren marşlar çalıyor
çekinme, çekebilirsin..
Şimdi müsaade et de 
birkaç tespit ile kısa taksim meselalar... 
Mesela bir cenazeyi, yaşayan bir diğerinden ayıran 
dudak olur olsa olsa.
İki dudağın ayrıldığı yerdeyse, ya söz ya öpücük mesela
Öğrendim, ne sallandırsan method ilkel
güveler çağında yaşıyoruz.
Yoksunluk.. İzler keselenmiş, espriden ve geometrik kayıplar.
bağnaz, aç kemirgenler.
Zanlıyım.
Yalan söyledim ölmeyeceğim.
Literatürden aforoz edilmeli bütün sembolleriyle rigor motris.
Benim rahattan anladığım rahatsız daha çok.
Adaptasyonun her türlü evresini tüketmeli
ve bana öyle tutarsız öyle şiddetle gelmelisin.
Yanlıyım.
Sökükten başla, sök!
Senle ne tatlı uyumsuz…
Baştan anlaşalım büyümeyeceğim.

Kışkırt soluksuzsun madem
Diyorum şarkı bir neşe söyleyelim self-servis
Kirlenmeye karşı koyamayacak hiçbir tedbir
Kopartsan sehpada biriken ölülerinden ancak toz
Onlar sallansın biz eğlenelim
Ne kadar şahit sayma sayısı, o kadar dava. 
O kadar ki büyük! O kadar yoz..
Böceklerin üşüştüğü hallere inadına..
İnadına hallerimden vazgeçmem!
Seni çözmeyeceğim dokunulur mesafe tutsaksın sen!
Sürünürüm yine de 
ben böyle özlerdim, böyle hep başka telden alaturka
bilirsin.

Astığım! Sana seslenip duruyorum
İhtimal, mandallarında  
Hadi kanatlarımı yarat ve sonra hep susuzluk nasılsa
Tutturup duruyor içimde ihtilal, kırık derece
zincir çekiyor o anlara kanalize kuşak
hiç uyumuyorum hiç uyanmıyorum
burada her yer kırmızı, direnmek yasak.
Zorluyorum efekt veriyorlar 
Buraya atıyorlar yağmuru bana sökmez iltihap
Şimşek geldi dağılmadan pencere önü
Sebebim olmak üzere bu dengesi bozuk bej darbe
Solungaçlarımı verin geri, cesurum alabildiğince 
ondan korkuyorum, ondan bu ihtiyat.

İzlemek yağıyor ortalık yerde 
Masumiyet çoktan çürütülmüş bir tez.
Aslında değilim
Ben değilim
Koştum kere kaç bilmem
Onu da sen çözümle…
Üzgünüm ama söylemeliyim,
şimdi iki dudağa bakıyor, mesela aşk.


Nihan AYDIN ...*