İnce bir şimdi tartın
Hiç dağılırken en mahreminize kesif
Yine de bir alayın kavrayan ünlemi
Kafasında floresanları evvel
Sessizliklerin en koyusu
Sayısız güneşi mahkum
Dolanan perdeden geceyi
Belli ki hız aşmış yelkeni
Mevsimlerce kafasında gökyüzü esir
Lezzeti bilmeceye indirilmiş keder
Kadim göz kepenkleri hatıralar
Yangın içeri bir elbise solan
Bilinen tüm hüzün dayanan hüküm
Camların buğusuna dudakları geçti
Sınırını kaydı mercekler derin
Ve daha başka bir yokuş
Bir cüretkar şüphesiz
Hiçbir okyanusu flu
Tırmanan bir an söndürün
Fazla kesecek isyan
Kumardı kokusu konuk
Sindi damarlarına ritim taşıyan
Ruhunu bütün sinema sardı
Hünerinden çokça evvel gülümseyişler
Hangisi olmuş dudakları
Şimdi bakışta rüzgar teni
Bir onun yıldızları buhar
Ne mümkün çiçekler uçucu
Sokağı onun ruhunda astılar
Çözülmez rüyalar kırılmış
Tutuyor ya dudaklarından bildiklerinizi
Ağır aşk, kör kelebek ışıklar
Açıyor ya öpücüklerinden şehri
Dağılan adımlarıyla keyif
Aksak alamadı soluklarına
Çoğu mahrem yanılgılarınızdan sürrealist
Sevemediği zamanlarca unutmak
Jileti körkütük giymiş mesafe
Bir sus oynanan belli ki
Bir yoksun tarafı bakışları
Var masallar kumpanyalar tütün
Bu pus tarafına nefesini
Belli ki keskin haddinden
Bir kadeh geçmişten kırılacak gibi
nihanaydın…*
1.2.12
22.10.11
muğlak
Cesaret eski bir kimya seni bedeninden çeken duvar yoksun
Bizans da aynı eski şarkı söyler, güneş şeyler ve tarçın
Meydanlar sallanan, dönüp oturan saatlerin ve şatoların
Gümüş izler aklımın fransasında gezip kaldığın tek kaldırım
Islak
Sonra savaşlar, aşklar ve kangren ayyaşlar nesnesi olduğumuz çıngıraklı yokuşlar
Kıvrılıp seçen kalbimde sonra çok gemi çok uçak çok iletişim ezberi
Senden bahseden seni geçen ve tavaf eden seni deli ama değil
Yollar, asfalt, kimsenin herkesi yollar tükenmez
Gözaltı parlayan direklerin mümkünsüzlüğe masalı ayırtılmış neşesi telaşesi
Durmaksızın akan tekerlekler ve camlardan kaçan siluetler şehri
Saydam konuşan flu ayna, aynada ben aynada sen aynısı ten aynısı tin bekleyen
Ve dışarda geçen film izi şeritler
Aklımın bin bir gecesinde söylenceler uyduran ipekler uçuşan zerreler
Kanımda tarifi mümkün miligramı geçkin doğu afrika suçlusu gözlerin
Sonra gözlerimin önünde dökülen kumaşların şehir kadife bir pelerin
Nabzın çanları vaktidir ürperen yorgun uslanmaz zihnin
Hayallerimin geçmişi bir masalın ucundan kavrayarak dansediyor şimdi seni
Giyotinde parlayan ölmüş nota çocuklarının vasiyeti gibidir ama değil
Karanlık bir müzik geçitsiz tiz kimseye ismini söyletmeyecektir kısık
Kimseye, anımsatmadan hiç ismimi
Eski bir oyun miladının zehir unutulduğu tutku ve daha fazlası ve daha
Aşk icadı, tuz buz lambalar kadehler avizeler
Daha ötesi teninin, aklının daha ezberi ruhunun derininin daha ötesi adının
Yokluğunun daha acısı kırılıp geçen sabahların
Ve mutlak ve muğlak ve koşulsuz ve istisnasız ruhunun en kör kuyusunu ararım
Sonra rastgele aklının her köşesi benim gidiyoruz adımlar basamaklar merdivenler
Dönüyor çıkrık düşüyor ağrısı ipliklerin özneler ne gereksizler
Saçıldığı maskelerin odalarında çok meşhur bir damar
Sazlar, demler ve hırçın koşan atların acelesi
Çöl gezgini yıldızlar geçiyor zencefil tadı fetiş
Kurak heceler susmadan baharat kokusu düşmeden terkedilmeden son meridyen
Olsun koyu bir büyü merhem izler çözülen müphem bakışların
Duralım kırmızı bir esaret kırmızı bir hırs durulmaz bir aşk karışsın
nihanaydın...*
22.10.11 / 02:25
Bizans da aynı eski şarkı söyler, güneş şeyler ve tarçın
Meydanlar sallanan, dönüp oturan saatlerin ve şatoların
Gümüş izler aklımın fransasında gezip kaldığın tek kaldırım
Islak
Sonra savaşlar, aşklar ve kangren ayyaşlar nesnesi olduğumuz çıngıraklı yokuşlar
Kıvrılıp seçen kalbimde sonra çok gemi çok uçak çok iletişim ezberi
Senden bahseden seni geçen ve tavaf eden seni deli ama değil
Yollar, asfalt, kimsenin herkesi yollar tükenmez
Gözaltı parlayan direklerin mümkünsüzlüğe masalı ayırtılmış neşesi telaşesi
Durmaksızın akan tekerlekler ve camlardan kaçan siluetler şehri
Saydam konuşan flu ayna, aynada ben aynada sen aynısı ten aynısı tin bekleyen
Ve dışarda geçen film izi şeritler
Aklımın bin bir gecesinde söylenceler uyduran ipekler uçuşan zerreler
Kanımda tarifi mümkün miligramı geçkin doğu afrika suçlusu gözlerin
Sonra gözlerimin önünde dökülen kumaşların şehir kadife bir pelerin
Nabzın çanları vaktidir ürperen yorgun uslanmaz zihnin
Hayallerimin geçmişi bir masalın ucundan kavrayarak dansediyor şimdi seni
Giyotinde parlayan ölmüş nota çocuklarının vasiyeti gibidir ama değil
Karanlık bir müzik geçitsiz tiz kimseye ismini söyletmeyecektir kısık
Kimseye, anımsatmadan hiç ismimi
Eski bir oyun miladının zehir unutulduğu tutku ve daha fazlası ve daha
Aşk icadı, tuz buz lambalar kadehler avizeler
Daha ötesi teninin, aklının daha ezberi ruhunun derininin daha ötesi adının
Yokluğunun daha acısı kırılıp geçen sabahların
Ve mutlak ve muğlak ve koşulsuz ve istisnasız ruhunun en kör kuyusunu ararım
Sonra rastgele aklının her köşesi benim gidiyoruz adımlar basamaklar merdivenler
Dönüyor çıkrık düşüyor ağrısı ipliklerin özneler ne gereksizler
Saçıldığı maskelerin odalarında çok meşhur bir damar
Sazlar, demler ve hırçın koşan atların acelesi
Çöl gezgini yıldızlar geçiyor zencefil tadı fetiş
Kurak heceler susmadan baharat kokusu düşmeden terkedilmeden son meridyen
Olsun koyu bir büyü merhem izler çözülen müphem bakışların
Duralım kırmızı bir esaret kırmızı bir hırs durulmaz bir aşk karışsın
nihanaydın...*
22.10.11 / 02:25
22.5.11
mü
Mü.
Ellerimde yüzümün kuyruğu
Küçülen sabır uzaklar filan
Sarılıyorum bu koku serin
Tanrım ortasından küçülen kuraklarım
Dar fısıltılar karesi anlatılanlar
Sokağı susup ellerine sarılıyorum
Ben şimdi şarkıların dili ve tanesiz dökülen bir ünlemim
Çok göl öncesi ağır ağır açılan sis
Adımlar
Arıyor kamburların izi gözlerde yarım
Sıvası kısacası noksan notalar
Küvetin içine şiirler dolacak
Paralel sana heykel sana düş sana
Saymayı bilmediğimiz hücrelerce devşirilmiş
Milyonlarca kement milyonlarca atom
Ben o sahnenin ceketli ve koyu bir sahnesi
Kaynar zamanın bir şeyi ve kalıntılar
Seni sevgi benzeri bir yüklemle türevi
Karnımda arılardan yer kovan dünler
Beni bul başlayıp ilikte sökülürken duraklar geceyim
Ardından filmler saçların habersiz
Kapı çalıyor hışırtısı anılarım birkaç adım
Kararan bir saklambaç sobesi dudaklarım hüzün
Şimdi saat kaç cızırtılı
Tek ahşap gürültüsü şu korsan iskemle
Tez ölüyor sözlerin şımarmaya yazı
Klibize gösterisi tüllerden kumların
Kırılıyor havale geçkin içine çorak
Peşine takılmış çölde bir şarkının hain
Kabul et salim kalmış yıllar sürüsü geçelim
Taşıyorum kavmini şaşırmış yılan balıkları
Ormanlar ve hikâyesini düşüren kayaların desenli sırtı
Sırtlanlarım kemiriyor nasıl acı nasıl bir su kavgası, çekingen
İçinde bent geçen taşmakla ilgili bir eylem
İnce gül susuşu
Biraz da sen,
Sen az bir ara
Soluğu kesik suları kesik ışıkları kesik yollar
Kıvrak yollar, yularlarına asıldığım terli
Ben o sahnenin kemiğiyim tozlar uçuşan ışıkta bir yeni evrenin sonu
Tavan arasından küçük adımlarımda bile seni koşuyordu
Külliyen yalan sensin
Kaslar çizgili ve beynin kontrolünde istemsiz birer asi
Başladı çalmaya ve çağların hepsi anlık
Anidir en koyu bestekârların en otoliz besteleri
Keşfetmiyorum eski ayna çocuk ellerime götürüyor kirler
Ve ağlamak bir karbon acısıydı sanki kinler
Değil öyle suçlar gördüm kesikti yürekleri
Değil öyle tuşlar düştü tepemize gökyüzünün
Masum seni gezmek seni susmak anlamsızca seni
Biliyorsun kül telaşı aşığım
Bir zamir içinde nesne olmak isteği
Başka hiç bir damakça affedilemeyen
Aramızda düşüyor, düşü yok ve başka ekler
mayıs2011
nihanaydın...*
Ellerimde yüzümün kuyruğu
Küçülen sabır uzaklar filan
Sarılıyorum bu koku serin
Tanrım ortasından küçülen kuraklarım
Dar fısıltılar karesi anlatılanlar
Sokağı susup ellerine sarılıyorum
Ben şimdi şarkıların dili ve tanesiz dökülen bir ünlemim
Çok göl öncesi ağır ağır açılan sis
Adımlar
Arıyor kamburların izi gözlerde yarım
Sıvası kısacası noksan notalar
Küvetin içine şiirler dolacak
Paralel sana heykel sana düş sana
Saymayı bilmediğimiz hücrelerce devşirilmiş
Milyonlarca kement milyonlarca atom
Ben o sahnenin ceketli ve koyu bir sahnesi
Kaynar zamanın bir şeyi ve kalıntılar
Seni sevgi benzeri bir yüklemle türevi
Karnımda arılardan yer kovan dünler
Beni bul başlayıp ilikte sökülürken duraklar geceyim
Ardından filmler saçların habersiz
Kapı çalıyor hışırtısı anılarım birkaç adım
Kararan bir saklambaç sobesi dudaklarım hüzün
Şimdi saat kaç cızırtılı
Tek ahşap gürültüsü şu korsan iskemle
Tez ölüyor sözlerin şımarmaya yazı
Klibize gösterisi tüllerden kumların
Kırılıyor havale geçkin içine çorak
Peşine takılmış çölde bir şarkının hain
Kabul et salim kalmış yıllar sürüsü geçelim
Taşıyorum kavmini şaşırmış yılan balıkları
Ormanlar ve hikâyesini düşüren kayaların desenli sırtı
Sırtlanlarım kemiriyor nasıl acı nasıl bir su kavgası, çekingen
İçinde bent geçen taşmakla ilgili bir eylem
İnce gül susuşu
Biraz da sen,
Sen az bir ara
Soluğu kesik suları kesik ışıkları kesik yollar
Kıvrak yollar, yularlarına asıldığım terli
Ben o sahnenin kemiğiyim tozlar uçuşan ışıkta bir yeni evrenin sonu
Tavan arasından küçük adımlarımda bile seni koşuyordu
Külliyen yalan sensin
Kaslar çizgili ve beynin kontrolünde istemsiz birer asi
Başladı çalmaya ve çağların hepsi anlık
Anidir en koyu bestekârların en otoliz besteleri
Keşfetmiyorum eski ayna çocuk ellerime götürüyor kirler
Ve ağlamak bir karbon acısıydı sanki kinler
Değil öyle suçlar gördüm kesikti yürekleri
Değil öyle tuşlar düştü tepemize gökyüzünün
Masum seni gezmek seni susmak anlamsızca seni
Biliyorsun kül telaşı aşığım
Bir zamir içinde nesne olmak isteği
Başka hiç bir damakça affedilemeyen
Aramızda düşüyor, düşü yok ve başka ekler
mayıs2011
nihanaydın...*
17.3.11
aşk zamanın dibi
suyla konuştum bir simya suçlusu
canavar ruhum lafım geçti arasında tizlerin
gürültülü şu suskunluk aşk zamanın dibi
kalp sıkışması türevi coşkun oksijenler her tenim
aklım bilmediğiniz bir kaçık aklım körebesi işlerin
sonra ani karar ve daha hızlı ve daha
kokladım o filmde anlatılan obsesif duyu
bilirim
bir paçavrayla doğdum elimde ve belkide
garip alışmışlıklar içinde hem pek çok icat çok pek vaat
çok üzülmüştüm genleşmeyi başkası buldu diye
her çok sakat pay biçti makaslar ve döndü çark
son dedi sinemalar sustuk analitik
piskoloji filan fıstık fotoroman bayat kareler
uzadı reaktörlerimin ruhu kırık aynası
ve zincirler sarktı o çizgifilmin arsız duvarlarından
inanır mısınız ben çok sevdim ne bulduysam tarifi kuyu
suyla konuştum canım su hiçimizi koru
nükleer bir korku beni anla çıldırıyordum
beni çıldırıyordum anla ey felaketler ordum
seni seviyordum hep ortasında şu dişlerin
dönüyor halatlar ve kalkıyor tünellerin bizleri
sonra teller sonra çağlar öncesinin sönmüş yıldız
çalgılar, çingeneler ve flu bir vav içre raks
sonra olmadığımız her şeye gülen güncel bir uzay yalnız
sığınıyordum yorganımdaki kuytu her milyon atomunuzdan korunak
itiraf etmeyeceğim korku! Yordum.
berrak retro fikir işte arada sen uçsuz sokak
yordum bunu defalarca düşler zordum
seni sırtında getiren şu yağmayan yağmuru
izleri köşeleri ve hep cenin düştüğüm ceplerim
yayları dinledim ısırıkları iplerin
yastığım konuştu kadim bir dua isimsiz
sonra bir kez daha anlatın bir kere de söyleyin
bir de tüm aşkları yıpratan şiddeti
say şimdi sonsuz yağmasıdır güneşler
meşguldür saat hiçbirimize tek kelime etmeyecek
çok şarkı ezberledim
çok şarkı ezberledim
çok şarkı ezberledim
delilere kendilerine sarılmayı öğretebilmek için
bağıracağım kim duyacaksa yetmiyor parmaklarım
ve daha taşkın harfleri parçalıyor, heceleri eziyor dişlerim
ve tahrip eder sesleri üstelik kırıyor kelimeleri darp edip
yetmiyor yetmiyor yetmiyor
bir kırmızı ruhun karanlık nöbetidir dipsiz
tarihi helezon bir tutkunun avcunda kıskıvrak
ve herkes susmalı ihtirasın kör hücresi konuşacak
hayaller içinde kötücül bir balerin sahnesi
işte o adımları bir bir teşhir edip tutku
hem düğüm hem sağanak hem şiddeti ölçüsüz
sarsan geceyi getirmek için kendine her şeyi
sessizlik
şimdi bir arıza aşk saatidir
nihanaydın...*
17.03.2011 / 01:40
canavar ruhum lafım geçti arasında tizlerin
gürültülü şu suskunluk aşk zamanın dibi
kalp sıkışması türevi coşkun oksijenler her tenim
aklım bilmediğiniz bir kaçık aklım körebesi işlerin
sonra ani karar ve daha hızlı ve daha
kokladım o filmde anlatılan obsesif duyu
bilirim
bir paçavrayla doğdum elimde ve belkide
garip alışmışlıklar içinde hem pek çok icat çok pek vaat
çok üzülmüştüm genleşmeyi başkası buldu diye
her çok sakat pay biçti makaslar ve döndü çark
son dedi sinemalar sustuk analitik
piskoloji filan fıstık fotoroman bayat kareler
uzadı reaktörlerimin ruhu kırık aynası
ve zincirler sarktı o çizgifilmin arsız duvarlarından
inanır mısınız ben çok sevdim ne bulduysam tarifi kuyu
suyla konuştum canım su hiçimizi koru
nükleer bir korku beni anla çıldırıyordum
beni çıldırıyordum anla ey felaketler ordum
seni seviyordum hep ortasında şu dişlerin
dönüyor halatlar ve kalkıyor tünellerin bizleri
sonra teller sonra çağlar öncesinin sönmüş yıldız
çalgılar, çingeneler ve flu bir vav içre raks
sonra olmadığımız her şeye gülen güncel bir uzay yalnız
sığınıyordum yorganımdaki kuytu her milyon atomunuzdan korunak
itiraf etmeyeceğim korku! Yordum.
berrak retro fikir işte arada sen uçsuz sokak
yordum bunu defalarca düşler zordum
seni sırtında getiren şu yağmayan yağmuru
izleri köşeleri ve hep cenin düştüğüm ceplerim
yayları dinledim ısırıkları iplerin
yastığım konuştu kadim bir dua isimsiz
sonra bir kez daha anlatın bir kere de söyleyin
bir de tüm aşkları yıpratan şiddeti
say şimdi sonsuz yağmasıdır güneşler
meşguldür saat hiçbirimize tek kelime etmeyecek
çok şarkı ezberledim
çok şarkı ezberledim
çok şarkı ezberledim
delilere kendilerine sarılmayı öğretebilmek için
bağıracağım kim duyacaksa yetmiyor parmaklarım
ve daha taşkın harfleri parçalıyor, heceleri eziyor dişlerim
ve tahrip eder sesleri üstelik kırıyor kelimeleri darp edip
yetmiyor yetmiyor yetmiyor
bir kırmızı ruhun karanlık nöbetidir dipsiz
tarihi helezon bir tutkunun avcunda kıskıvrak
ve herkes susmalı ihtirasın kör hücresi konuşacak
hayaller içinde kötücül bir balerin sahnesi
işte o adımları bir bir teşhir edip tutku
hem düğüm hem sağanak hem şiddeti ölçüsüz
sarsan geceyi getirmek için kendine her şeyi
sessizlik
şimdi bir arıza aşk saatidir
nihanaydın...*
17.03.2011 / 01:40
şimdi değil
..gözlerini söküyordum benim küçük öykücüğüm.
..ismin bir adadan başlayıp savrularak kıvrılarak ve arak bütün tarihleri hiçe sayarak.
..ismin şimdi değil.
..biz şimdi değiliz gidiyoruz bir yol bir iklim seçilmez ve döküntüsü bir şeylerin.
..ve daha çok şeyleri tekrar etmek, üstüne basmak ve hatta dilimde ezmek şarabı isteği ikizlerin.
..herşey ikizleyin, kurumadan devrilen çok seslerin ezberlettiği fikrin, bileceğim.
.. işte böyle çoğalarak senler, böyle dolan kumları eskileşmiş bir çölün firarileri farazileri.
..hep bu yüzden gezdikçe harflerin ve sana aitlerinin bütün süprüntülerini süpürdüğüm.
..nasıl aşk nasıl evren nasıl bir sen düzeni inşa edilen?
..cismin şimdi değil.
..çok gezdiğimiz bir bıçağın ve daha az önce etkisini yitirdiğim yanlış kelimelerin esleri gibi.
..herşeyinöncesivarherşeyinöncesivarherşeyin
..şehvetin.
..değil bahs ordusu geçerken, tutukken ve ziller çalıyorken.
..üstümü gör, üstümü kör ve gidelim öylece gidelim.
..şimdi dediğim sadece kırmızı bir tül sadece siyah bir tül.
..yalnızca bir olabilen çok şeyin, ve içimdeki çok kimsenin sesi izlerin.
senin.
..duman gibi ışığa doldukça gölge ve süzülürken ya da ağırlaştıkça gökte, yerdir içimizde bir yer ve içimizi yer.
..durmadan konusu geçen sen, olsan mesela bir kitabın tek bir sözüyken beynimi kemiren.
..yağdıkça izliyordum ve şaşıyordum nasıl görebildiğini duvarın arkasına hiç sekmeden.
..etmemiştik hayal etmemiştik yanlış etmemiştik yasak.
..hani o çizgiyi çekip geçme denilip geçilmesini isteyen, geçilmesi için deliren bir kanun geçidiydik.
..oyunbaz iris, oyun yaz dilin, oyun saz neşesi ve anason sesi.
.. bir kemanın olmayan ismini olmadığı gibi hecelediği, geçelim.
..denize düştü ak ve sular sarhoş izledik vapurların tükenişini.
..hayır hiçbiri gibi, evet hiçbiri gibi, sanki hiçbiri gibi ve belki.
..hiç gerçek biri gibi.
..git diyorum is sürüp dudaklarıma hep yokuş.
..sonra bu anlattıklarımın çoğu sen günü, sonra cumartesi ve benzeri.
..bir zamanlar uyku çok konuşuldu, göz kapaklarımdan girmiyordun, küsüyorduk üşüyorduk ve söylenceleri ipsiz sapsız düşüyorduk.
..yerlerdeydi yetmedi bir şey engel, bilmedi.
..bilmiyorum bir yemin kimyası, çok sürüldüm çok göçebe ve çok kimsesizi herkesin.
..kimsemsin kekremsi ve fonetiği sağlam her sisin öz dili, hatta kedi gibi sakulgan ve kasvetli.
..yok yine evlerin altın lambayı bulmuş cini, dizlerin çöküldüğü saat ve anlatılacak ve anlatılacak ve anlatılacak.
..mum üflenen yorulmuş yemekten tırnaklarını hepsinin gizlisi ve yok sayılacak.
..tehlikeli bir iştah, kar ve dikenli çocuklar.
..tutku sonra tekrar tutku ve anlık nefessizliğin hecesiz büyüsü.
..şölen zamanı kaybettiğimiz zafer ve beyler sizlerin de sonsuzunuza benzer.
..sonra bir takvimi açtım ve unutuldu neşe keder gibi günlük işler.
..ve hepsi sen geldi bir anda ve anlardın ki bunu da olduğun kadar.
..delilerin sözleri ve bunların daha da kaygısız izleri, ama seyrettim renkleri.
..ama zaten değil miydik ki çok yangının çok yanmışı, kezleri.
..hayır köz değil evet kezleri.
..neden dedi neden dedi neden bu tutuk duruşlar.
..önce bir ihtimalin sadece ve ne yazık ki bir ihtimal oluşu.
..bazen bir müzik kazıyor yokluğunu.
..anlamazdın olmadığın kadar.
..gel diyorum bitmeden.
.
şimdi değil..
nihanaydın...*
12.03.2011 / 21:50
..ismin bir adadan başlayıp savrularak kıvrılarak ve arak bütün tarihleri hiçe sayarak.
..ismin şimdi değil.
..biz şimdi değiliz gidiyoruz bir yol bir iklim seçilmez ve döküntüsü bir şeylerin.
..ve daha çok şeyleri tekrar etmek, üstüne basmak ve hatta dilimde ezmek şarabı isteği ikizlerin.
..herşey ikizleyin, kurumadan devrilen çok seslerin ezberlettiği fikrin, bileceğim.
.. işte böyle çoğalarak senler, böyle dolan kumları eskileşmiş bir çölün firarileri farazileri.
..hep bu yüzden gezdikçe harflerin ve sana aitlerinin bütün süprüntülerini süpürdüğüm.
..nasıl aşk nasıl evren nasıl bir sen düzeni inşa edilen?
..cismin şimdi değil.
..çok gezdiğimiz bir bıçağın ve daha az önce etkisini yitirdiğim yanlış kelimelerin esleri gibi.
..herşeyinöncesivarherşeyinöncesivarherşeyin
..şehvetin.
..değil bahs ordusu geçerken, tutukken ve ziller çalıyorken.
..üstümü gör, üstümü kör ve gidelim öylece gidelim.
..şimdi dediğim sadece kırmızı bir tül sadece siyah bir tül.
..yalnızca bir olabilen çok şeyin, ve içimdeki çok kimsenin sesi izlerin.
senin.
..duman gibi ışığa doldukça gölge ve süzülürken ya da ağırlaştıkça gökte, yerdir içimizde bir yer ve içimizi yer.
..durmadan konusu geçen sen, olsan mesela bir kitabın tek bir sözüyken beynimi kemiren.
..yağdıkça izliyordum ve şaşıyordum nasıl görebildiğini duvarın arkasına hiç sekmeden.
..etmemiştik hayal etmemiştik yanlış etmemiştik yasak.
..hani o çizgiyi çekip geçme denilip geçilmesini isteyen, geçilmesi için deliren bir kanun geçidiydik.
..oyunbaz iris, oyun yaz dilin, oyun saz neşesi ve anason sesi.
.. bir kemanın olmayan ismini olmadığı gibi hecelediği, geçelim.
..denize düştü ak ve sular sarhoş izledik vapurların tükenişini.
..hayır hiçbiri gibi, evet hiçbiri gibi, sanki hiçbiri gibi ve belki.
..hiç gerçek biri gibi.
..git diyorum is sürüp dudaklarıma hep yokuş.
..sonra bu anlattıklarımın çoğu sen günü, sonra cumartesi ve benzeri.
..bir zamanlar uyku çok konuşuldu, göz kapaklarımdan girmiyordun, küsüyorduk üşüyorduk ve söylenceleri ipsiz sapsız düşüyorduk.
..yerlerdeydi yetmedi bir şey engel, bilmedi.
..bilmiyorum bir yemin kimyası, çok sürüldüm çok göçebe ve çok kimsesizi herkesin.
..kimsemsin kekremsi ve fonetiği sağlam her sisin öz dili, hatta kedi gibi sakulgan ve kasvetli.
..yok yine evlerin altın lambayı bulmuş cini, dizlerin çöküldüğü saat ve anlatılacak ve anlatılacak ve anlatılacak.
..mum üflenen yorulmuş yemekten tırnaklarını hepsinin gizlisi ve yok sayılacak.
..tehlikeli bir iştah, kar ve dikenli çocuklar.
..tutku sonra tekrar tutku ve anlık nefessizliğin hecesiz büyüsü.
..şölen zamanı kaybettiğimiz zafer ve beyler sizlerin de sonsuzunuza benzer.
..sonra bir takvimi açtım ve unutuldu neşe keder gibi günlük işler.
..ve hepsi sen geldi bir anda ve anlardın ki bunu da olduğun kadar.
..delilerin sözleri ve bunların daha da kaygısız izleri, ama seyrettim renkleri.
..ama zaten değil miydik ki çok yangının çok yanmışı, kezleri.
..hayır köz değil evet kezleri.
..neden dedi neden dedi neden bu tutuk duruşlar.
..önce bir ihtimalin sadece ve ne yazık ki bir ihtimal oluşu.
..bazen bir müzik kazıyor yokluğunu.
..anlamazdın olmadığın kadar.
..gel diyorum bitmeden.
.
şimdi değil..
nihanaydın...*
12.03.2011 / 21:50
5.12.10
şiz opera saatler
gidişinin ceplerinde lambalar
onlar bir daha gülmediler
durmadı şema ile muallakta
taşındı okyanusun fethinden
savunmasız yanlışlarım paradoks
Yanıp sönüyor kalmışlığım
Kaç hayali özlediğim dönüyor
Tıpkı mağrur yelkenlileri
Ben de gülmedim bir süre
Müziksiz toplandı çiçekler
Geride ispatlanabilir bahriyelileri
Ardından bıraktıklarını dönmediler
Aşağı sokaktan üzülmemelisin
Yani mimiklerin salonunda
Belki sadece anılarım sürede
Kahkaha senden yarım işte
Ama ne değişecektir
Üstünde kırık özlüyorum onu
Bir daha geçiyor çocukluğum
Ses kaybına ağlayamıyorum
Değişmek zorunda onlar da çok
Uyarmalıydım benim adımlarını
Tragedyalar hatamdı gülmeliyiz
Kendinden beni gerekirse gittin
Gözlerinde ilk müdahalesi eslerin
Kalabalıklar biliyorum peşinden
Kısa sonra hiç hissettim
Bu piyadeleri biliyorum
Uçurtmalar sokakta zaman çekişiyor
Seni sakın aklımdan bir deli
Uğruyor film telaşında garip
Bir için esin no bir
Siz şu pera saatler
Öyle koşturuyorum acemi
Çocukluğum fayda etmiyor hiçbir
Ki özlüyorum bir bir evet
Sen de özlediğim şu zaman
Gitmek miydin acaba zorum
Ki çok incinecek onu çok
Öyle üstünde bakışlarım
Seni geçiyor bana kadar
Sensizlikle darmadağın
Toplama, tıpkı katılmalısın
Usul tüm odalar ışık
Aşağı sokakta eşsiz yanıp
nihanaydın...*
onlar bir daha gülmediler
durmadı şema ile muallakta
taşındı okyanusun fethinden
savunmasız yanlışlarım paradoks
Yanıp sönüyor kalmışlığım
Kaç hayali özlediğim dönüyor
Tıpkı mağrur yelkenlileri
Ben de gülmedim bir süre
Müziksiz toplandı çiçekler
Geride ispatlanabilir bahriyelileri
Ardından bıraktıklarını dönmediler
Aşağı sokaktan üzülmemelisin
Yani mimiklerin salonunda
Belki sadece anılarım sürede
Kahkaha senden yarım işte
Ama ne değişecektir
Üstünde kırık özlüyorum onu
Bir daha geçiyor çocukluğum
Ses kaybına ağlayamıyorum
Değişmek zorunda onlar da çok
Uyarmalıydım benim adımlarını
Tragedyalar hatamdı gülmeliyiz
Kendinden beni gerekirse gittin
Gözlerinde ilk müdahalesi eslerin
Kalabalıklar biliyorum peşinden
Kısa sonra hiç hissettim
Bu piyadeleri biliyorum
Uçurtmalar sokakta zaman çekişiyor
Seni sakın aklımdan bir deli
Uğruyor film telaşında garip
Bir için esin no bir
Siz şu pera saatler
Öyle koşturuyorum acemi
Çocukluğum fayda etmiyor hiçbir
Ki özlüyorum bir bir evet
Sen de özlediğim şu zaman
Gitmek miydin acaba zorum
Ki çok incinecek onu çok
Öyle üstünde bakışlarım
Seni geçiyor bana kadar
Sensizlikle darmadağın
Toplama, tıpkı katılmalısın
Usul tüm odalar ışık
Aşağı sokakta eşsiz yanıp
nihanaydın...*
17.11.10
esir gecesi kumar
Bir.
En.
Bir.
Ve…
Bir(!)
Uçucu; buhar! ne !
İndirilmiş zamanlarca hüzün
Turladığı hislere azot
Kör bir lamba sus pus
Kafasında tırmanan mahkum
Onu bir bakışta astılar
Sonunda yıldızlar hiç şüphesiz
Kementler geceyi aksak,
İnceltir geceyi esir.
Sallanıyor kafanın yangın mercekleri
Bellidir
Keskin jileti tanrıyla
Bellidir
Tekmil cüretkar takılacaksınız
Bellidir
Gülümseyişler en mahreminize perdeden
Belirsiz
Kendinize şimdi çokça müphem
Bir oynanan hız deli
İki başlanacak onun nefesini
Üç kurdele kesildi
Kafasında sayısız kepenkleri
Bulvarları koy bir tarafına
Söndürün kumpanyalar mümkün
Daha fazla kesecek keşif
Göz içeri kırılıp düştüğünden beri
Evvel geçti an yokuş
Bilinen dudakları anılar
Suratları soy her yanına
Kafasında unutmak mahrum
Kötülük çiçekler körkütük
Camların ağır bedeni
Kıyak iplerine asmış
Tüm gibi yanılgılarınızdan bir
Ruhunu senetler sürrealist
Bir elbise yine de
İlk belli ki bu soluklarından
Sokağı sökülürken serin,
İnce bir haylaz ruhunda
Bütün kaydı muhasebesini kavrayan
Yıldızlar dağılırken kumardı, peşin!
Bakışları öyle sinema..
Çözülmez sessizliklerin adımları
Melodinin baharat kuşkusu
Hiçbir denizi flu rüyalar
Bu ilk bakışta kumar…
Şimdi hangisi gece
Kesif koyu zehir
Kendinden kelebek dağılan ışıklar
Lambaları fethetmiş elleri
An’ dır kandır yalandır
Yağmadır bilekleri kıvrılan
Öldürün şimdi yıldızlar
Dövülecek yürek demir
nihanaydın...*
En.
Bir.
Ve…
Bir(!)
Uçucu; buhar! ne !
İndirilmiş zamanlarca hüzün
Turladığı hislere azot
Kör bir lamba sus pus
Kafasında tırmanan mahkum
Onu bir bakışta astılar
Sonunda yıldızlar hiç şüphesiz
Kementler geceyi aksak,
İnceltir geceyi esir.
Sallanıyor kafanın yangın mercekleri
Bellidir
Keskin jileti tanrıyla
Bellidir
Tekmil cüretkar takılacaksınız
Bellidir
Gülümseyişler en mahreminize perdeden
Belirsiz
Kendinize şimdi çokça müphem
Bir oynanan hız deli
İki başlanacak onun nefesini
Üç kurdele kesildi
Kafasında sayısız kepenkleri
Bulvarları koy bir tarafına
Söndürün kumpanyalar mümkün
Daha fazla kesecek keşif
Göz içeri kırılıp düştüğünden beri
Evvel geçti an yokuş
Bilinen dudakları anılar
Suratları soy her yanına
Kafasında unutmak mahrum
Kötülük çiçekler körkütük
Camların ağır bedeni
Kıyak iplerine asmış
Tüm gibi yanılgılarınızdan bir
Ruhunu senetler sürrealist
Bir elbise yine de
İlk belli ki bu soluklarından
Sokağı sökülürken serin,
İnce bir haylaz ruhunda
Bütün kaydı muhasebesini kavrayan
Yıldızlar dağılırken kumardı, peşin!
Bakışları öyle sinema..
Çözülmez sessizliklerin adımları
Melodinin baharat kuşkusu
Hiçbir denizi flu rüyalar
Bu ilk bakışta kumar…
Şimdi hangisi gece
Kesif koyu zehir
Kendinden kelebek dağılan ışıklar
Lambaları fethetmiş elleri
An’ dır kandır yalandır
Yağmadır bilekleri kıvrılan
Öldürün şimdi yıldızlar
Dövülecek yürek demir
nihanaydın...*
13.11.10
geçmiş zaman olur mitoz
tek bir zamanın şimdisi
trafik tamamen içindeyse
mercek canlısından minimal, belirsiz
aşk eski bayramların çelişkisi
onlar vaadinde çok sevilmiş
medeniyet kurmadıkça tanıksız
tanımsız tutuklu büyüteçlerde
ekşimiş hikayeleriz
fermentasyon affetsin
mi dene, ne bilir umursuzluk
ve de, ne bilirse de
suçlarınız böyle mi hiçleşsin
hayır diyorum hayır
odak çabalanmış coşkunuz
nankörlük boyaların duvar tercihi
saçma bir aydınlanış tepemize çöktü
flaşlar kahretsin
raslantının resme kötüsü
sonra bir resme daha ve bir kaç resme
resmen burulmak işte seste
işi üzümlerin hüzünlerim olsun
burukluk tahsis edilmiş tesis
Koşun öylece zannında öğretisi
ey affedin çabalanabilirim
aşklar da böyle mi hiçleşsin
işi hüzünlerin üzümlerin olsun
sana öylece susabilirim
hey güzellik suçları işlerde
sonra yolsun testi dolsun kürek
aşkın uğraşılmış vaktinde filmi
gelin öylece
saflarını belirleyen güzellik
soruları inatla çoğuluz
görmüştüm neden diyen cam
dışında ben vardım içinde otobüs
on sene sonra dedim,
sonra yirmi sene
ah şu bazen..,bazen işte...
nihanaydın...*
trafik tamamen içindeyse
mercek canlısından minimal, belirsiz
aşk eski bayramların çelişkisi
onlar vaadinde çok sevilmiş
medeniyet kurmadıkça tanıksız
tanımsız tutuklu büyüteçlerde
ekşimiş hikayeleriz
fermentasyon affetsin
mi dene, ne bilir umursuzluk
ve de, ne bilirse de
suçlarınız böyle mi hiçleşsin
hayır diyorum hayır
odak çabalanmış coşkunuz
nankörlük boyaların duvar tercihi
saçma bir aydınlanış tepemize çöktü
flaşlar kahretsin
raslantının resme kötüsü
sonra bir resme daha ve bir kaç resme
resmen burulmak işte seste
işi üzümlerin hüzünlerim olsun
burukluk tahsis edilmiş tesis
Koşun öylece zannında öğretisi
ey affedin çabalanabilirim
aşklar da böyle mi hiçleşsin
işi hüzünlerin üzümlerin olsun
sana öylece susabilirim
hey güzellik suçları işlerde
sonra yolsun testi dolsun kürek
aşkın uğraşılmış vaktinde filmi
gelin öylece
saflarını belirleyen güzellik
soruları inatla çoğuluz
görmüştüm neden diyen cam
dışında ben vardım içinde otobüs
on sene sonra dedim,
sonra yirmi sene
ah şu bazen..,bazen işte...
nihanaydın...*
23.10.10
aklındaki izler benim
Bir fırtınayı uçuyor teslimiyet
Anların da olmadığı bir zamandan
Kelimelerin ötesindeki yelkenlerin
Vecdi geziyorsun üstelik
Bir kapanıyor zihnimde kelebek
Bir anlatabildiklerini şölenin
Seni tanıyorum, savaşlara çok
Kağıttan uydurulmuş gerçeklik
Çağ bitiyor, duruyorsun
Bu musun kusursuz nefesle
Karşılaşmıştık bir isyankar sessiz
Sana yetmez asırlar tesiri
Kayıtsız adım atmanın içinde devrim
Geliyorsun ihtirasların kuşkusuz
Azize ve serseri çocuklarıyız cehennemin
Çıldırıyorsun zamanın ayininde
Bana susamayacaksın retinan benim
Kıyametin ülkesine kelebek bu ruh
Gökyüzünün arasında öylece durmalı
Her şey iki kez tekrarlanacak
Komedyasında bir boşluğun dokusu biz
Sağanaklara çok nefes kurban etmiş
İlahi kurgusu anlatmanın üstelik
Yer gelmez sana oyunların eşiğindesin
Aklım algının kışı
Bak gökler patlayan kavganın
Biriken tizlerin kime tortularını
Soluyorsun unutturacak oksijeni
İşte her neyse ateşe verecek olan
İrtifa kaybeden göğün lambası
Tepelerin sırtında yağlı boya duraklar
Ah pastoral, o da duymalı sesini
Nüshası eksik şimdi köşelerin
Olsa boşluğun bakışlarındaki
Patlayan işgal biliyorsun
Bulaşan sakinlikte inançsızlığı
Sadece gibi damıtıyor şaşkınlığı
Kıpırdanışları belli ışık sessiz
Ama kimseye yorgunsun değmiyor
İç yoktu hiç anlamazlardı
Ama bilmelisin o kadar seni
Ama duysun kimse değil
Umursamaz sorguluyorsun içinde bir
Aklındaki izleri kazıyacak oysa ki
Orada hatta içindeki kırılıyor
Bir ki; bir ki üç dört biri
Soluyorsun şifreleri de duyuyorum
Alıp da seni öncesinde doruksuz
Neşesi geldi mi suskun ya da hiç
Geçişlerinin kokusu acemi
Tek sende frekansları direniş
Şimdi anlıyorsun beni
nihanaydın...*
Anların da olmadığı bir zamandan
Kelimelerin ötesindeki yelkenlerin
Vecdi geziyorsun üstelik
Bir kapanıyor zihnimde kelebek
Bir anlatabildiklerini şölenin
Seni tanıyorum, savaşlara çok
Kağıttan uydurulmuş gerçeklik
Çağ bitiyor, duruyorsun
Bu musun kusursuz nefesle
Karşılaşmıştık bir isyankar sessiz
Sana yetmez asırlar tesiri
Kayıtsız adım atmanın içinde devrim
Geliyorsun ihtirasların kuşkusuz
Azize ve serseri çocuklarıyız cehennemin
Çıldırıyorsun zamanın ayininde
Bana susamayacaksın retinan benim
Kıyametin ülkesine kelebek bu ruh
Gökyüzünün arasında öylece durmalı
Her şey iki kez tekrarlanacak
Komedyasında bir boşluğun dokusu biz
Sağanaklara çok nefes kurban etmiş
İlahi kurgusu anlatmanın üstelik
Yer gelmez sana oyunların eşiğindesin
Aklım algının kışı
Bak gökler patlayan kavganın
Biriken tizlerin kime tortularını
Soluyorsun unutturacak oksijeni
İşte her neyse ateşe verecek olan
İrtifa kaybeden göğün lambası
Tepelerin sırtında yağlı boya duraklar
Ah pastoral, o da duymalı sesini
Nüshası eksik şimdi köşelerin
Olsa boşluğun bakışlarındaki
Patlayan işgal biliyorsun
Bulaşan sakinlikte inançsızlığı
Sadece gibi damıtıyor şaşkınlığı
Kıpırdanışları belli ışık sessiz
Ama kimseye yorgunsun değmiyor
İç yoktu hiç anlamazlardı
Ama bilmelisin o kadar seni
Ama duysun kimse değil
Umursamaz sorguluyorsun içinde bir
Aklındaki izleri kazıyacak oysa ki
Orada hatta içindeki kırılıyor
Bir ki; bir ki üç dört biri
Soluyorsun şifreleri de duyuyorum
Alıp da seni öncesinde doruksuz
Neşesi geldi mi suskun ya da hiç
Geçişlerinin kokusu acemi
Tek sende frekansları direniş
Şimdi anlıyorsun beni
nihanaydın...*
27.9.10
iz günlerim
Bana de!
Diler ki,
'Çık şu hayal dünyasından!'
Çıkayım mı hayalin bu dünyasından?
Leşiyim Cuma yangının bir
Kavgalar büyüyen yastığımda
Devrim sancıyan tırnağım
Sırtımda ahtapot adamlar
Cumartesi bir yağmuru giyindim
Odalardan çıktım dar alan
Pazar tam üç kişiydim
Şeytan melek ve peygamber
Çok eğlendirdim tanrıyı
Ve ısmarladı hepimize uygun bir şeyler
Yandık buz kestik ve bekledik
Araf diye bir bar
Orta çağ beni affetsin külleriyle
Çok engizisyon tükürdüm
Pazartesi yalancının tekiyim
Gülümseyeceğim bana durmadan inan
Yeter enerjim kurtarmaya dünyayı bütün
Her hallolur şey ve güzel şey her
Tutacak evreni büyük
Umutsuzca optimist çöllerim
Ve cesurca tatminsiz
Rutin savaş ganimetiyim salı
Her yanımdan zincirler bağırıyor
İliklerimin reddettiği kemiklerin
Yürüyen bantta hareket, siz
Olağan dilimde defo kelimeler
Biraz ısı ve hız
Dişlilerin gıcırdadığı iklim
Arya ile bir düzensizlik
Keşiyim zamanın çarşamba
Nerde bulursam orda
Her şeye yakın ve uzak
Kadar, hür düşebilecek kadar
Fakat silindi saat
Dönebilir ne gidebilir ileriye ne de
Umursamazca yürürken iplerim
Korkunç bir çevrim içre: im
Sabrın perşembe eşiyim
Önce havale başlamadan
Göller görüyorum acelesiz, duru
Oruçlar yıkıyor şatoları
Susuyorum dingin göller
Göller susuyorum es’siz
Geçeceğim iz günlerim
Hayatla ölüm arasında bir fark olmalı elwin..
nihanaydın...*
Diler ki,
'Çık şu hayal dünyasından!'
Çıkayım mı hayalin bu dünyasından?
Leşiyim Cuma yangının bir
Kavgalar büyüyen yastığımda
Devrim sancıyan tırnağım
Sırtımda ahtapot adamlar
Cumartesi bir yağmuru giyindim
Odalardan çıktım dar alan
Pazar tam üç kişiydim
Şeytan melek ve peygamber
Çok eğlendirdim tanrıyı
Ve ısmarladı hepimize uygun bir şeyler
Yandık buz kestik ve bekledik
Araf diye bir bar
Orta çağ beni affetsin külleriyle
Çok engizisyon tükürdüm
Pazartesi yalancının tekiyim
Gülümseyeceğim bana durmadan inan
Yeter enerjim kurtarmaya dünyayı bütün
Her hallolur şey ve güzel şey her
Tutacak evreni büyük
Umutsuzca optimist çöllerim
Ve cesurca tatminsiz
Rutin savaş ganimetiyim salı
Her yanımdan zincirler bağırıyor
İliklerimin reddettiği kemiklerin
Yürüyen bantta hareket, siz
Olağan dilimde defo kelimeler
Biraz ısı ve hız
Dişlilerin gıcırdadığı iklim
Arya ile bir düzensizlik
Keşiyim zamanın çarşamba
Nerde bulursam orda
Her şeye yakın ve uzak
Kadar, hür düşebilecek kadar
Fakat silindi saat
Dönebilir ne gidebilir ileriye ne de
Umursamazca yürürken iplerim
Korkunç bir çevrim içre: im
Sabrın perşembe eşiyim
Önce havale başlamadan
Göller görüyorum acelesiz, duru
Oruçlar yıkıyor şatoları
Susuyorum dingin göller
Göller susuyorum es’siz
Geçeceğim iz günlerim
Hayatla ölüm arasında bir fark olmalı elwin..
nihanaydın...*
25.9.10
kesit leyla azı
Azı dişlerimin dibi
Çoğu zarar hesabın kararı
Leyla bildiğin kaşif; bulmuş
Hiçbir nöron sanıldığı gibi
Zaman bilinen kaç duyumuz
Geçici meteorlar görünüyor
Midem aklımın anahtarı ıslak
Sarhoşken oldukça anarşist
Leyla azı zarar çoğu yalan
Sancaklar sınırlarında kasılı
Hız öncesi kontak karıncalar
Suç beklentisi hiçbir dip
İçinizden nefes almak geliyor
Sesleri çıldırıyorum
İntihar yamyamları melodramın
Bir bunlar kararlı sadece
Olmaz ya yine de beni susun
Duyduklarım duygularında aceleci
Akan şu ışığı tanıyorum
Bir ben var ki öyle
Bunu sadece ben yapıyorum
Eskidik.
Benim her yolların sonu
Madalyonun yüzü alarm
Üst yazıyı aralarından etti
Kesiklerinin bilekleri çok kuruş
Leyla, sardunyalı bir kesit
Tabancasını çıkarıp hepimizi silecek
Düşünce lekesi ben diye konuş
Akarken kendi aldığı kurtuluş
Beyniydi mezarlıkta gezen birinin
Ve sallan parmak nokta gibi
…sonra beni buluyorsun
…bak yine sesimdesin.
nihanaydın...*
Çoğu zarar hesabın kararı
Leyla bildiğin kaşif; bulmuş
Hiçbir nöron sanıldığı gibi
Zaman bilinen kaç duyumuz
Geçici meteorlar görünüyor
Midem aklımın anahtarı ıslak
Sarhoşken oldukça anarşist
Leyla azı zarar çoğu yalan
Sancaklar sınırlarında kasılı
Hız öncesi kontak karıncalar
Suç beklentisi hiçbir dip
İçinizden nefes almak geliyor
Sesleri çıldırıyorum
İntihar yamyamları melodramın
Bir bunlar kararlı sadece
Olmaz ya yine de beni susun
Duyduklarım duygularında aceleci
Akan şu ışığı tanıyorum
Bir ben var ki öyle
Bunu sadece ben yapıyorum
Eskidik.
Benim her yolların sonu
Madalyonun yüzü alarm
Üst yazıyı aralarından etti
Kesiklerinin bilekleri çok kuruş
Leyla, sardunyalı bir kesit
Tabancasını çıkarıp hepimizi silecek
Düşünce lekesi ben diye konuş
Akarken kendi aldığı kurtuluş
Beyniydi mezarlıkta gezen birinin
Ve sallan parmak nokta gibi
…sonra beni buluyorsun
…bak yine sesimdesin.
nihanaydın...*
22.9.10
ses kuyusu
Ses kuyusu
Dalları yapraklanan, renk
Hayal et
Kendiliğinden mecaz göz
İri, gitgide yetişen
Gibi, çizgi filmler
Suretler demin ten geçecek
Cam gerçeği iris patlayan ışıklar
Hareket yüklenen ıs, arsız
Boğuk hitapları çatlamış
Balkonda tango çiçekler
İçerinin gölgeleri hararetlenen
En hızlı yükselecek asır,
Gel.
Varla yok çok çabuk
Uçacak hep sarana dek,
Yer çekmeden ve rüzgâr
Asılı şeyler etraf ağırlıksız
Konuşması flu ziller uzaklar
Bir de göçlerin çöl sözü
İşte böyle kelebekler soğuk
Tortu pürüzü heceler duru
Söylenceler dilenciler ve daha
Boncuklarıyla kafile dalgalanır
Ve deha yıldızlarıyla ve neler
Geceler yalın ki hücreyken
Bir hikaye sızan suya
Peşin süzecek sakin bizi
Kimlerin biri yorgun sesi
İşler kısa kimlerin
Nasıllar izi soracak
Nesneleri hatırlar hiç yaşanmamış
Bilinmedikleri bulur zaman
Üç noktası yoktur
Şimdi özlemek vakti.
Biz havalanan hafif dalga
Cızırtılı sadelenişler
Yumuşak, yıpranmış tını
Cevabı müzik burada
Keşişler çağ sürüyen eteklerinde
Kozalar seni çeviren
Bir dans bir frekans
Direnişler tığ bileyen asi
Dantel dökülen bileklerimden
Gözlerimi bıraktım
İs kuytusu
nihanaydın...*
Dalları yapraklanan, renk
Hayal et
Kendiliğinden mecaz göz
İri, gitgide yetişen
Gibi, çizgi filmler
Suretler demin ten geçecek
Cam gerçeği iris patlayan ışıklar
Hareket yüklenen ıs, arsız
Boğuk hitapları çatlamış
Balkonda tango çiçekler
İçerinin gölgeleri hararetlenen
En hızlı yükselecek asır,
Gel.
Varla yok çok çabuk
Uçacak hep sarana dek,
Yer çekmeden ve rüzgâr
Asılı şeyler etraf ağırlıksız
Konuşması flu ziller uzaklar
Bir de göçlerin çöl sözü
İşte böyle kelebekler soğuk
Tortu pürüzü heceler duru
Söylenceler dilenciler ve daha
Boncuklarıyla kafile dalgalanır
Ve deha yıldızlarıyla ve neler
Geceler yalın ki hücreyken
Bir hikaye sızan suya
Peşin süzecek sakin bizi
Kimlerin biri yorgun sesi
İşler kısa kimlerin
Nasıllar izi soracak
Nesneleri hatırlar hiç yaşanmamış
Bilinmedikleri bulur zaman
Üç noktası yoktur
Şimdi özlemek vakti.
Biz havalanan hafif dalga
Cızırtılı sadelenişler
Yumuşak, yıpranmış tını
Cevabı müzik burada
Keşişler çağ sürüyen eteklerinde
Kozalar seni çeviren
Bir dans bir frekans
Direnişler tığ bileyen asi
Dantel dökülen bileklerimden
Gözlerimi bıraktım
İs kuytusu
nihanaydın...*
12.9.10
jonny ve bunlar
Duvarda terleyen saat çıplak
Sen jonny ve küllerin
Bu ev seni istedi diye
Sırtımdan ağır süzülen ecelim
Bırakmadı floresan
Gitmedim
Sen jonny
Bir de metamorfoz bir gemi
Aklımda imgenin tıpkısı
Tıpkısında huysuz bir kedi
Hep ondan çıkan bu zorum
Gideceğiz diye bir şehir yok
Sökülen kırık camıyla el patriği
Takip ediyor cana farlar
Gitmeli inan ki gitmeli
Sustuğunda tüllerin narin elleri
Soyut resim soyunuyor
Kırık binalar şen ordular
Ve şöleni noktacıklı kürenin
Bil ki güzel çoklar
Dünyam çok hücreli organel sepeti
Huysuz lizozomlar sen koridor
Fotoselli ambulanslar anında imdat
Ayrı parçalar özel teşebbüs
Ruhtur mayoz anarşi ürünü
Renkler muğlak renkler çabuk
Ve şenliği çocuk kargaşa
Son sürümü bizce de muamma
Sen jonny ve kumlar
Yazılmamış çok şiir kadar
Kuşlar geçiyor öylesine gördüğün
Kördüğüm sesler küçülen
Duvarları hapsetmiyor sifon
Çöllerin biriktiği kumbaram tekil
Aklımdan taşlar düşüyor
Sular sularken susayan telefon
Susar
Tuşlar emiyor parmaklarını
Geziyor tütün
Çakmak lazım öylesine güldüğüm
Ve har ve bilmecesiyim sözlerin ve davullar
İşte öyle bir karnaval
Yazılmamış tek satır bulup getiriyor
Yalnız hepsi yanlış
Milyon kafam absürt aşk
Muzur keçilerim pür kahkaha
Sen jonny ve onlar
Şimdilik hepsi bu kadar
nihanaydın...*
Sen jonny ve küllerin
Bu ev seni istedi diye
Sırtımdan ağır süzülen ecelim
Bırakmadı floresan
Gitmedim
Sen jonny
Bir de metamorfoz bir gemi
Aklımda imgenin tıpkısı
Tıpkısında huysuz bir kedi
Hep ondan çıkan bu zorum
Gideceğiz diye bir şehir yok
Sökülen kırık camıyla el patriği
Takip ediyor cana farlar
Gitmeli inan ki gitmeli
Sustuğunda tüllerin narin elleri
Soyut resim soyunuyor
Kırık binalar şen ordular
Ve şöleni noktacıklı kürenin
Bil ki güzel çoklar
Dünyam çok hücreli organel sepeti
Huysuz lizozomlar sen koridor
Fotoselli ambulanslar anında imdat
Ayrı parçalar özel teşebbüs
Ruhtur mayoz anarşi ürünü
Renkler muğlak renkler çabuk
Ve şenliği çocuk kargaşa
Son sürümü bizce de muamma
Sen jonny ve kumlar
Yazılmamış çok şiir kadar
Kuşlar geçiyor öylesine gördüğün
Kördüğüm sesler küçülen
Duvarları hapsetmiyor sifon
Çöllerin biriktiği kumbaram tekil
Aklımdan taşlar düşüyor
Sular sularken susayan telefon
Susar
Tuşlar emiyor parmaklarını
Geziyor tütün
Çakmak lazım öylesine güldüğüm
Ve har ve bilmecesiyim sözlerin ve davullar
İşte öyle bir karnaval
Yazılmamış tek satır bulup getiriyor
Yalnız hepsi yanlış
Milyon kafam absürt aşk
Muzur keçilerim pür kahkaha
Sen jonny ve onlar
Şimdilik hepsi bu kadar
nihanaydın...*
3.9.10
camdaki izler
Bir zaman:
Bir orman yürüyoruz ellerin
Mutluyum hatırlamak çeşidi
Ya biliyorsun seçiyorsun
Ve yeşil kokusu şeylerin
Varsın bir tutam dokusu
Ellerimde hatırlayış
Toprak muhakkak ıslak
Görüyorsun seviyorum
Önce:
Uçan balonların kaçıyor içim
Hapisler burada gidelim
Kolumdan iki yağmur uzadıkça
Çocukluğun lazım getir
İzler camdaki bizler
Teşhiri ağlayan günü
Kurtuluş acımasız senden
Her hükümlü mühim
Diyorum bana ötesi onlar
Tut ya gelsen ben
Tut gidelim onlar
Derken filtrasyon neşelensin
Benden geçen zamanlar noktalar
Senler uçaklar virgüller her daim
Gözlerin rüzgarlar
Bakıyorum geçeceksin
Evrim:
Şimdi onlar susuyor ya
Ben pelerinli bir masal cücesi
İçimde küçük canavar şehri
Kimlerin çıkaramayacağı beni oradan
Küme oldum ben anne
Kesirlerin göçünde evrensel bir küme
Ne çok saçlarım ve ne çok
Ne çok acıttıklarım böyle
Çevrim:
Pastoral ülkeler biliyor
Cam şiir büzüyor üflesem
Neminde kalmış pencere süzülür
Gri, ıslak ivmeli kentin
Yerçekimi geçmişe hep geçmişe
Pencerede unutulmuş manzara benim
Kaçkın bekliyorsun saçılsam
De yalnızdım adımlarda taşkın
Dışımda kar oysa hep duruyor
Kutu, kutu içinden çıkan zamanlar
Devrim:
Varsızdın
Geçkin bildiğim uyaktan
Ayaktan her bayat cümleleri
Çekmecede kadeh beklentisi kadar
Adaklar adanmışlıklar kir pas
Bıçkın suçlardan çıktım
İçinde a b c ve her şeyce
Üstünde döküntüsü küslerin
Rüzgarda saçlarımdır ceplerim
Onlar bırakacağım kanatlar değil
Sonra:
Sonra tülleri döküldü
Sonra tozları zerrelendi
Sonra gidildi.
Zaman bir:
Biliyorsun ya yürüyoruz şimdi
Ben varım ve adımlar
Susuyoruz cam şeylerin uykusu
Ellerim ellerinin hecesi
Karanlık şarkılardan geri geldim
Ellerin incitmişliklerin korkusu
Pencereden geçiyor yağmurlar
Görüyorsun seviyorum seni
nihanaydın...*
Bir orman yürüyoruz ellerin
Mutluyum hatırlamak çeşidi
Ya biliyorsun seçiyorsun
Ve yeşil kokusu şeylerin
Varsın bir tutam dokusu
Ellerimde hatırlayış
Toprak muhakkak ıslak
Görüyorsun seviyorum
Önce:
Uçan balonların kaçıyor içim
Hapisler burada gidelim
Kolumdan iki yağmur uzadıkça
Çocukluğun lazım getir
İzler camdaki bizler
Teşhiri ağlayan günü
Kurtuluş acımasız senden
Her hükümlü mühim
Diyorum bana ötesi onlar
Tut ya gelsen ben
Tut gidelim onlar
Derken filtrasyon neşelensin
Benden geçen zamanlar noktalar
Senler uçaklar virgüller her daim
Gözlerin rüzgarlar
Bakıyorum geçeceksin
Evrim:
Şimdi onlar susuyor ya
Ben pelerinli bir masal cücesi
İçimde küçük canavar şehri
Kimlerin çıkaramayacağı beni oradan
Küme oldum ben anne
Kesirlerin göçünde evrensel bir küme
Ne çok saçlarım ve ne çok
Ne çok acıttıklarım böyle
Çevrim:
Pastoral ülkeler biliyor
Cam şiir büzüyor üflesem
Neminde kalmış pencere süzülür
Gri, ıslak ivmeli kentin
Yerçekimi geçmişe hep geçmişe
Pencerede unutulmuş manzara benim
Kaçkın bekliyorsun saçılsam
De yalnızdım adımlarda taşkın
Dışımda kar oysa hep duruyor
Kutu, kutu içinden çıkan zamanlar
Devrim:
Varsızdın
Geçkin bildiğim uyaktan
Ayaktan her bayat cümleleri
Çekmecede kadeh beklentisi kadar
Adaklar adanmışlıklar kir pas
Bıçkın suçlardan çıktım
İçinde a b c ve her şeyce
Üstünde döküntüsü küslerin
Rüzgarda saçlarımdır ceplerim
Onlar bırakacağım kanatlar değil
Sonra:
Sonra tülleri döküldü
Sonra tozları zerrelendi
Sonra gidildi.
Zaman bir:
Biliyorsun ya yürüyoruz şimdi
Ben varım ve adımlar
Susuyoruz cam şeylerin uykusu
Ellerim ellerinin hecesi
Karanlık şarkılardan geri geldim
Ellerin incitmişliklerin korkusu
Pencereden geçiyor yağmurlar
Görüyorsun seviyorum seni
nihanaydın...*
2.9.10
evvel temas
Geceleri seveceğim bir begonya
Saçlarını tarıyor avucuma
Oysa belkidir nota
Kesin, keskin ve ince
Dünyaları bölüyor çiçeklerin evlerine
Gittiğim her selin öyküsü
Kızmayacaksın küçük çölüm
Avuçlarım saçık
Avuçlarım yastık
Biri olursa uykusuzluk gibi
Sonra koşarız sonra benim deliliğim
Karşılıklı dünyalar susup çok şeyler söyleyeceğiz
İstediğim değiller
Milyon küsür yılların tuzağı sen
O karanlık dizeyi okudun çocuk
O elmayı işledi dilin
Aklımdan geçiyorum
Bir bir geçiyorum aklımdan
Geçinemiyoruz senle, geçinemedikçe seviyorum.
Döküntü odalar konuşuyor
Şimdi dinle,
Dinle ki ben bir kısık neyim.
Sardı müzik
Uykuyu resmetsinler yumağı
Farz et ki çok yaşadım
Hapsolduk biz hoş bulduk evren
Nezle teşebbüsünün sessiz sonucu
Farz et ki hiç ölmedim
Sarhoşluklar içre
Dön cennet
Dön cehennem
Öpüşünde öncesiz temas
Parmak izinde ayna gözleri
Evvel zaman sözleri kesin
İnan ki ben hiç görmedim
Sonra başladı mı durmaz buradan
Uzakta saat kaç kaçırılan
Gittik süs şeyler içinde
Geceleri seçeceğim bir papatya
Bir dilenci ağacı sayfalarını döken
An evvel söylenecek çok şey
Şimdi söyle
Söyle ki ben senin neyinim
.
nihanaydın...*
Saçlarını tarıyor avucuma
Oysa belkidir nota
Kesin, keskin ve ince
Dünyaları bölüyor çiçeklerin evlerine
Gittiğim her selin öyküsü
Kızmayacaksın küçük çölüm
Avuçlarım saçık
Avuçlarım yastık
Biri olursa uykusuzluk gibi
Sonra koşarız sonra benim deliliğim
Karşılıklı dünyalar susup çok şeyler söyleyeceğiz
İstediğim değiller
Milyon küsür yılların tuzağı sen
O karanlık dizeyi okudun çocuk
O elmayı işledi dilin
Aklımdan geçiyorum
Bir bir geçiyorum aklımdan
Geçinemiyoruz senle, geçinemedikçe seviyorum.
Döküntü odalar konuşuyor
Şimdi dinle,
Dinle ki ben bir kısık neyim.
Sardı müzik
Uykuyu resmetsinler yumağı
Farz et ki çok yaşadım
Hapsolduk biz hoş bulduk evren
Nezle teşebbüsünün sessiz sonucu
Farz et ki hiç ölmedim
Sarhoşluklar içre
Dön cennet
Dön cehennem
Öpüşünde öncesiz temas
Parmak izinde ayna gözleri
Evvel zaman sözleri kesin
İnan ki ben hiç görmedim
Sonra başladı mı durmaz buradan
Uzakta saat kaç kaçırılan
Gittik süs şeyler içinde
Geceleri seçeceğim bir papatya
Bir dilenci ağacı sayfalarını döken
An evvel söylenecek çok şey
Şimdi söyle
Söyle ki ben senin neyinim
.
nihanaydın...*
29.8.10
külün sulhü
Kirpiklerim gardırobun içinde
Bir Japon balığı uyur şimdi
Ve tüller havalanır
Sen saate bir dokun
Sesleri karanlık duraksız
Hafif hafif çarpan kapı
Gülün kavgası yok artık
Bundan acımaz parmaklarımız
Ne olur gidelim, ne olur
Ne olur kalalım dünyası
Sonra ellerimizde balo çocukları
Gelirsin adımlar dokunur
Zarif bir şiddet dans eder
Tutuk saniye kırmızı müzik
Sonra dillerimizde hece çiçekleri
Olsam diyorum alegori bir gemi
Biraz nefes ve loş ışıklar
Durmaz koşacak ipleri düşün
Beni bilirsin öyle bilirsin biri
Durmaz iklim bilmez sabit
Sonra gözlerimizde ateş elçileri
Duvardan aceleci bir gölge geçer
Tutuk süzülür kıvrılır duman
Esir izleri gece olur afyon
Bir başka evrenin doğum sızısı
Ağladı ağlayacak boşluk
Sizleri kutsayacak ermiş suskun
Kalbim kavanozun içinde yerleşik
Kalbim pek çoğumuzun isası
Artı dört uykusu aşkın soğuk
Öksüren hislerin florası yavaş
İstediğim inanmak / istediğim uyumak
Bulaşık ıssız uykular revaçsız
Bundan acımaz telaşlarımız
Sen çerçeveye bir dokun
Geçenler, suretler saçılsın
Sonra bu dikenlerin yas bayramı
Gidersen adamlar kozalar
Şık bir sızı gergefinde nakış
Kan ve şimdilik biraz alkış
O fiziğin her işe yarayan şemali
Dedim ki gelsin / dedim ki gitsin
Sesin üflesem içimde sisleri
İzmaritin unutulduğu tarih
Dar koridorlar kısık koridorlar
Bir şeyleri bıraktığım dehliz
Dizlerim jargonun içinde sakin
Kırık düşleriyle duvar saati
Ve bir gölge daha geçti usul
Sahibi olmayan, durmaksız
Hızlı hızlı çarpan zaman
Külün sulhü çok artık
Bundan kaçamaz dudaklarımız
Ne olur gidelim, ne olur..
nihanaydın...*
Bir Japon balığı uyur şimdi
Ve tüller havalanır
Sen saate bir dokun
Sesleri karanlık duraksız
Hafif hafif çarpan kapı
Gülün kavgası yok artık
Bundan acımaz parmaklarımız
Ne olur gidelim, ne olur
Ne olur kalalım dünyası
Sonra ellerimizde balo çocukları
Gelirsin adımlar dokunur
Zarif bir şiddet dans eder
Tutuk saniye kırmızı müzik
Sonra dillerimizde hece çiçekleri
Olsam diyorum alegori bir gemi
Biraz nefes ve loş ışıklar
Durmaz koşacak ipleri düşün
Beni bilirsin öyle bilirsin biri
Durmaz iklim bilmez sabit
Sonra gözlerimizde ateş elçileri
Duvardan aceleci bir gölge geçer
Tutuk süzülür kıvrılır duman
Esir izleri gece olur afyon
Bir başka evrenin doğum sızısı
Ağladı ağlayacak boşluk
Sizleri kutsayacak ermiş suskun
Kalbim kavanozun içinde yerleşik
Kalbim pek çoğumuzun isası
Artı dört uykusu aşkın soğuk
Öksüren hislerin florası yavaş
İstediğim inanmak / istediğim uyumak
Bulaşık ıssız uykular revaçsız
Bundan acımaz telaşlarımız
Sen çerçeveye bir dokun
Geçenler, suretler saçılsın
Sonra bu dikenlerin yas bayramı
Gidersen adamlar kozalar
Şık bir sızı gergefinde nakış
Kan ve şimdilik biraz alkış
O fiziğin her işe yarayan şemali
Dedim ki gelsin / dedim ki gitsin
Sesin üflesem içimde sisleri
İzmaritin unutulduğu tarih
Dar koridorlar kısık koridorlar
Bir şeyleri bıraktığım dehliz
Dizlerim jargonun içinde sakin
Kırık düşleriyle duvar saati
Ve bir gölge daha geçti usul
Sahibi olmayan, durmaksız
Hızlı hızlı çarpan zaman
Külün sulhü çok artık
Bundan kaçamaz dudaklarımız
Ne olur gidelim, ne olur..
nihanaydın...*
19.8.10
siren
nerde olduğumuzu bilmiyorduk ki,
beni bul!
sonra ben deli bir çocuğumdur,
enerjisini yorgunluklardan damıtan bir canavar;
it o uçurumdan, sonra bırakma tut.
pik yap durmadan zehirimi
bulana kadar cehennemimi hplc
kaldı az
kadar kaz
aşağı ve derine
tüm mezarlıkları devrimin
deş ve seç
içeride ölüler evi açık seçik
leş kokusu çürümüşlerin
üstelik muazzam ışık
ne çıkarırsan senin
bulacaksın
beni kur!
gecenin köründe çalar
küçük oyun ağlıyor
sessizliği delirten siren
karanlığın sırtında yürüyen bıçak
ya da tersi, hiçbirinin fark etmediği
küçük oyun kahkaha
çekilir işkence değilim bilirim
duvarın üstünden denizler fırtınalar,
korsanlar.., tuz serpilsin danstan
saçma bir neşemiz olsun,
sonra sen arızamı bil
tamir et sonra
boz sonra
çilingir sonra
düş sonra
bir vida belki, belki sigorta anahtarı
sonra yine onar ve yine sök
yine toparla yine dök
yine parçala ve yine sar
ne istediğimi benden iyi
beni karıştır
darmadağın kağıtlar
bir kadife kesenin içi
aklımın huzuru kurdu
uçurtmalara kapılışıma mektup
çocuk şeytanlarım fısıldıyor
sonra sadece bakmayı bilir anlayış
birden kavga patlayış is duman sesi
her yere saçılan harfler rastgele
içinde müthiş anımsayış
öp
sonra çılgın bir hiçlik nöbetinde
beni yatıştır
nihanaydin...*
beni bul!
sonra ben deli bir çocuğumdur,
enerjisini yorgunluklardan damıtan bir canavar;
it o uçurumdan, sonra bırakma tut.
pik yap durmadan zehirimi
bulana kadar cehennemimi hplc
kaldı az
kadar kaz
aşağı ve derine
tüm mezarlıkları devrimin
deş ve seç
içeride ölüler evi açık seçik
leş kokusu çürümüşlerin
üstelik muazzam ışık
ne çıkarırsan senin
bulacaksın
beni kur!
gecenin köründe çalar
küçük oyun ağlıyor
sessizliği delirten siren
karanlığın sırtında yürüyen bıçak
ya da tersi, hiçbirinin fark etmediği
küçük oyun kahkaha
çekilir işkence değilim bilirim
duvarın üstünden denizler fırtınalar,
korsanlar.., tuz serpilsin danstan
saçma bir neşemiz olsun,
sonra sen arızamı bil
tamir et sonra
boz sonra
çilingir sonra
düş sonra
bir vida belki, belki sigorta anahtarı
sonra yine onar ve yine sök
yine toparla yine dök
yine parçala ve yine sar
ne istediğimi benden iyi
beni karıştır
darmadağın kağıtlar
bir kadife kesenin içi
aklımın huzuru kurdu
uçurtmalara kapılışıma mektup
çocuk şeytanlarım fısıldıyor
sonra sadece bakmayı bilir anlayış
birden kavga patlayış is duman sesi
her yere saçılan harfler rastgele
içinde müthiş anımsayış
öp
sonra çılgın bir hiçlik nöbetinde
beni yatıştır
nihanaydin...*
6.8.10
tanı
Eve tanı gitti
Sonra ağlayan bir gemi
İmzasında yüzen başka ne şimdi
Korsan üstüne geçen heceyi
Büstüne seçen geceyi yorsan
Esas şu an artimetik vakti
Gölgem benden bağımsız millet şekili
Duvarda çırpınan balık
Bir vakıf kurardı sizden avuç avuç
Ve fotokopi suratlar
Gerçekleri kimlerin
Noksan ritmik sayma bir biçimi
Anı evet itti
Sildim çizip çizik
Fırtınasını üşürmüş güneş
Açıklarda yüzen kabuk
Denizin sesini yutan çocuk
Hepsine güldüm durdum
Çerçeve mesut bitti.
nihanaydın ...*
Sonra ağlayan bir gemi
İmzasında yüzen başka ne şimdi
Korsan üstüne geçen heceyi
Büstüne seçen geceyi yorsan
Esas şu an artimetik vakti
Gölgem benden bağımsız millet şekili
Duvarda çırpınan balık
Bir vakıf kurardı sizden avuç avuç
Ve fotokopi suratlar
Gerçekleri kimlerin
Noksan ritmik sayma bir biçimi
Anı evet itti
Sildim çizip çizik
Fırtınasını üşürmüş güneş
Açıklarda yüzen kabuk
Denizin sesini yutan çocuk
Hepsine güldüm durdum
Çerçeve mesut bitti.
nihanaydın ...*
diyagram
İki sende; iki bende ve daha çoklarında…
Kelimelerin bakırının oksitlendiğidir geçen,
Attık..,
Attık!
..atık.
Saçlarımdan mı düşürdüm?
Hücre yolculukları uzayı, kapalı.
Uzamı, zamanı, mekanı; filanı fişmekanı..
O filmler ve o sözcüklerin ezberletildiği
Kimlerin yenmiş tırnakları
Sayfalar, ısrarlar ve anlar dolusu tutanaklar;
Bazılarının sümüklüböcek bakışları
Kısmının bir yılışık mutluculukları; sildim..
Tuttum, tutuk halim, tutukluluk bir tutum.
Yutkundum delirdiğim zamanlardan şimdiye
Kaç asırın havai fişeği hangi
Oyunların çömleği düştüm, bileklerim eksildi,
Gözlerim paslandı ve geçtim dayanan bir kabus gibi,
Ama gibi değilse de evren
Alelade öylesine bir andı
Düşünmedik yıldızların evlerini.
Gittiler.
Eksilenlerin tarlasında saklam-baş kediler
Ebeler sobeler ve akıl sancıları..
Duygularımın çok iplikçikli genetik hadisesi,
Yamalarını sökmek yerine katlanan
Bir çamaşır gibi kalp vs şeysi..
Dolu verin, boş verin,
Yüzde yetmişlik alkolle tertemiz gelin
Gelecek kuşaklar yumuşatıcı reklamlar
klorlu tarih ve dez- olmayan enfekte konuşma..
Ütüleri buruşturup fırlattım.
Avuçlarımın içine bak, orada küçük bir istasyon
Oraya gitmeliyiz.. Kalkacak treni kaçırmayalı
Kendimi kaç bin beden, çok bin senden aforoz.
Serseri modifiye ruhumu yap boz.
Bu masaya oturttular beni.
İzine çıktı dedi yaz dediler sonsuz
Rakamlar ve evet hanesi değişse
Sayı olamayacak kadar rakımlar
Sonra yükseklik korktuk,
Sonra kimler alçaklıktan korkmadı.
Sonra sonunu bulduk,
Büyük bir törenle takdim edildi.
Buyurun efendim muhteşem anlamsızlıkların
İçine hapsolup gerçeği kaybetmeme telaşın
Yüreğinde çırpınan bir kuşsu yaratığa
Böceğe veya kanatlı bir canlıya her gizleyip
Şey olağanmış olanmış kabullenilen
Taklidi yaparak çaktırmadığınız riyası
İçin çılgın tutkunun boğazınıza tırmanan
Alevleri renk vermeyen tavrınızın altında
Vesilesiyle bu ödüle işte böyle mazhar Osmanlık
Kıvançlı olacakken sağduyulu olmanız adına
Tesbit ederiz, hürmet ederiz, öperiz, severiz;
İyi günler şimdi gidebilirsiniz...
Saniyelerden ömürleri araklayıp yoluna devam eden…
Diyagram!
Harfleri çiğneyip çiğneyip tükürdüğümüz
Bir eylemin nesiyiz her şeyin
Her olmayan her şeye hizmet ettiği
Dandik bir asır mı şimdi tercihimiz
Muhakkak ruhumu yakmaya kalkış
Çok kış önce, ekranlar cehennemler
Azizler keşişler cadı avcıları… muhakkak
Ruhumun biri şeytanın çıraklığı
Bir başkası ermişlerin ışığını görüp takıldı
Aklın oysa çok daha fazlası vardı.
Dışında milyon penceresi olan
Sencerelerine aynalar takılmış oda..
Baktığında kim görmek istersen
Yansıtmak isterse ordan konuşulacak, hangi
Gösterirse kişi konuk oranın manzarasında
Ağırlanacak… çünkü ruh çok parçacıklı birisi
Her telden çalan metropoller gibi seyrettin..
Bu benim bu sensin
Hoşça şimdi, hoşçakal küçük gezgin
nihanaydın ...*
Kelimelerin bakırının oksitlendiğidir geçen,
Attık..,
Attık!
..atık.
Saçlarımdan mı düşürdüm?
Hücre yolculukları uzayı, kapalı.
Uzamı, zamanı, mekanı; filanı fişmekanı..
O filmler ve o sözcüklerin ezberletildiği
Kimlerin yenmiş tırnakları
Sayfalar, ısrarlar ve anlar dolusu tutanaklar;
Bazılarının sümüklüböcek bakışları
Kısmının bir yılışık mutluculukları; sildim..
Tuttum, tutuk halim, tutukluluk bir tutum.
Yutkundum delirdiğim zamanlardan şimdiye
Kaç asırın havai fişeği hangi
Oyunların çömleği düştüm, bileklerim eksildi,
Gözlerim paslandı ve geçtim dayanan bir kabus gibi,
Ama gibi değilse de evren
Alelade öylesine bir andı
Düşünmedik yıldızların evlerini.
Gittiler.
Eksilenlerin tarlasında saklam-baş kediler
Ebeler sobeler ve akıl sancıları..
Duygularımın çok iplikçikli genetik hadisesi,
Yamalarını sökmek yerine katlanan
Bir çamaşır gibi kalp vs şeysi..
Dolu verin, boş verin,
Yüzde yetmişlik alkolle tertemiz gelin
Gelecek kuşaklar yumuşatıcı reklamlar
klorlu tarih ve dez- olmayan enfekte konuşma..
Ütüleri buruşturup fırlattım.
Avuçlarımın içine bak, orada küçük bir istasyon
Oraya gitmeliyiz.. Kalkacak treni kaçırmayalı
Kendimi kaç bin beden, çok bin senden aforoz.
Serseri modifiye ruhumu yap boz.
Bu masaya oturttular beni.
İzine çıktı dedi yaz dediler sonsuz
Rakamlar ve evet hanesi değişse
Sayı olamayacak kadar rakımlar
Sonra yükseklik korktuk,
Sonra kimler alçaklıktan korkmadı.
Sonra sonunu bulduk,
Büyük bir törenle takdim edildi.
Buyurun efendim muhteşem anlamsızlıkların
İçine hapsolup gerçeği kaybetmeme telaşın
Yüreğinde çırpınan bir kuşsu yaratığa
Böceğe veya kanatlı bir canlıya her gizleyip
Şey olağanmış olanmış kabullenilen
Taklidi yaparak çaktırmadığınız riyası
İçin çılgın tutkunun boğazınıza tırmanan
Alevleri renk vermeyen tavrınızın altında
Vesilesiyle bu ödüle işte böyle mazhar Osmanlık
Kıvançlı olacakken sağduyulu olmanız adına
Tesbit ederiz, hürmet ederiz, öperiz, severiz;
İyi günler şimdi gidebilirsiniz...
Saniyelerden ömürleri araklayıp yoluna devam eden…
Diyagram!
Harfleri çiğneyip çiğneyip tükürdüğümüz
Bir eylemin nesiyiz her şeyin
Her olmayan her şeye hizmet ettiği
Dandik bir asır mı şimdi tercihimiz
Muhakkak ruhumu yakmaya kalkış
Çok kış önce, ekranlar cehennemler
Azizler keşişler cadı avcıları… muhakkak
Ruhumun biri şeytanın çıraklığı
Bir başkası ermişlerin ışığını görüp takıldı
Aklın oysa çok daha fazlası vardı.
Dışında milyon penceresi olan
Sencerelerine aynalar takılmış oda..
Baktığında kim görmek istersen
Yansıtmak isterse ordan konuşulacak, hangi
Gösterirse kişi konuk oranın manzarasında
Ağırlanacak… çünkü ruh çok parçacıklı birisi
Her telden çalan metropoller gibi seyrettin..
Bu benim bu sensin
Hoşça şimdi, hoşçakal küçük gezgin
nihanaydın ...*
bundandır şu bildiğin
Anlattıklarındandır aklım oyun
Şimdi kuşların uçtuğu saattir
Körlerin bilmediklerine ağlamadığı
Benimse çok şeyi fazlaca sevdiğim
Hani diyorum ki düğmesi saatlerin
Yalanlar dâhilinde susulan
İblisler ummak ne varsa söylemeli
Gözlüklerine dokunup cahil bebeklerin
Eskisi yenisi baktığın katalog biraz da
Olmasın bilmeklerle aşkı gör gecesi
Şiir olursun günde üç ölçek çalıyorsun
Ve ölçek söylenenler gelip geçen bağırmalarla
Sadece sevmeklerle takvim çözmez
Biraz gerek dalgalar ve yükselmek
Bizden dökülen saçaklar vs’ler
Kimler şaşırıp evet melekler gidecek
Biz bir anda geçmişiz, bu fluca kavram
Güveler kumandan, bir gerçek terk edilmez
Konuşkan çiçekler yağmış gömülen suratlara
Öyle susar kelime yavaş olmadığından
Bizde kalmadığından olmak acaba
Acaba sen ve ben, ben ve sen acaba
Kıskançlıklar aşktan canım çürüme faz
Belki bundandır karışık şu bildiğin senora
Parmakları oynatıp duran kapatıyoruz zamanı
Çıkın; dışarısı yakın solukların gölgesi
Islak ve tatlı uyuşması dokunuşun serin
Silinecektir şu yazılanlar arısı kaybedilip
İtina ve kalanı dökülmeyen işarete
Backspace’in affına sıkılmış iç rafın öpücükleri
Sinmemiş kuytusuna parmakları şıklatıp
Şık bir zampara yüzünde tıpatıp susacaktır
Sektir ve koyu kostümü detayın her ki
Bundandır çağın tutkusu her iki anlamı bizlerin
Yanlış şıkkı buldu diye giyinilen sözler
Seçilmeyecektir noksanların, aşk gülümsesin
Telaşlanmayacaksın sen nasılsa benimsin.
nihanaydın ...*
Şimdi kuşların uçtuğu saattir
Körlerin bilmediklerine ağlamadığı
Benimse çok şeyi fazlaca sevdiğim
Hani diyorum ki düğmesi saatlerin
Yalanlar dâhilinde susulan
İblisler ummak ne varsa söylemeli
Gözlüklerine dokunup cahil bebeklerin
Eskisi yenisi baktığın katalog biraz da
Olmasın bilmeklerle aşkı gör gecesi
Şiir olursun günde üç ölçek çalıyorsun
Ve ölçek söylenenler gelip geçen bağırmalarla
Sadece sevmeklerle takvim çözmez
Biraz gerek dalgalar ve yükselmek
Bizden dökülen saçaklar vs’ler
Kimler şaşırıp evet melekler gidecek
Biz bir anda geçmişiz, bu fluca kavram
Güveler kumandan, bir gerçek terk edilmez
Konuşkan çiçekler yağmış gömülen suratlara
Öyle susar kelime yavaş olmadığından
Bizde kalmadığından olmak acaba
Acaba sen ve ben, ben ve sen acaba
Kıskançlıklar aşktan canım çürüme faz
Belki bundandır karışık şu bildiğin senora
Parmakları oynatıp duran kapatıyoruz zamanı
Çıkın; dışarısı yakın solukların gölgesi
Islak ve tatlı uyuşması dokunuşun serin
Silinecektir şu yazılanlar arısı kaybedilip
İtina ve kalanı dökülmeyen işarete
Backspace’in affına sıkılmış iç rafın öpücükleri
Sinmemiş kuytusuna parmakları şıklatıp
Şık bir zampara yüzünde tıpatıp susacaktır
Sektir ve koyu kostümü detayın her ki
Bundandır çağın tutkusu her iki anlamı bizlerin
Yanlış şıkkı buldu diye giyinilen sözler
Seçilmeyecektir noksanların, aşk gülümsesin
Telaşlanmayacaksın sen nasılsa benimsin.
nihanaydın ...*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
